AKPli yıllar: Eğitimde Yıkımın Tarihçesi

Yrd. Doç. Dr. İlke Bereketli / 01-11-2017

Türkiye’de eğitim sistemini değerlendirirken, cumhuriyet tarihi boyunca aşamalı bir geriye gidişten söz edilebilir. 2002 yılına kadar Cumhuriyetin ilk yıllarındaki aydınlanmacı atılım ve Köy Enstitüsü modeli anlayışı, çoktan zorunlu din derslerine ve İmam Hatip modeline dönüşmüştü. Bu geriye gidişte 1945 sonrası Demokrat Parti iktidarı ile 1980 darbesinin iki önemli kırılma noktası olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu kırılma noktalarını duvarda çatlaklar oluşturan çekiç darbelerine benzetirsek AKP iktidarı için duvarı tümüyle yıkan buldozer tanımını yapmak abartı olmayacaktır.

15 yıllık AKP döneminin bilançosunu ele aldığımızda sağlıktan ekonomiye, kültürel yaşamdan doğal yaşama kadar hemen her alanda büyük bir yıkımla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Bu alanlar arasında bugünü ve geleceği doğrudan etkileyen eğitim ise bir adım öne çıkıyor. Sürekli ve tutarsız değişikliklerle AKP’nin tam anlamıyla yapboz tahtasına çevirdiği eğitim öyle bir duruma geldi ki son 15 yılda hiçbir öğrenci eğitime başladığı sistem ve müfredatla mezun olamadı.[i]Bu değişiklikler altı farklı bakan eliyle yapıldı. Bir bakanın ortalama çalışma süresi ancak 2,5 yıl olabildi. Bu süre bile, AKP’nin tüm seçim vaatlerini üzerine kurduğu “istikrar”ın boş retorikten başka bir şey olmadığını gözler önüne seriyor.

AKP’nin bilimsel ve pedagojik ölçütlerden yoksun hamlelerinin iki temel amacı bulunmaktadır: Eğitimde dinselleşmeyi ve piyasalaşmayı arttırmak. Birbirini besleyen bu iki ayaklı dönüşüm kuşkusuz eğitimin niteliğini yerle bir etmektedir ve üzerine sayfalarca tartışmayı gerektirecek ağırlıktadır. Ancak kimi zaman sayılara bakmak yıkımın büyüklüğünü gözler önüne sermekte yeterli olur. Şimdi saldırıların iki temel ayağı üzerinden, sayısal verilerden de yararlanarak eğitim sistemindeki dönüşümü ortaya koyalım.

Eğitimde dünya sıralaması

Üç yılda bir, 15 yaş grubundaki öğrencilerle dünya çapında gerçekleştirilen Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı PISA’nın Türkiye sonuçlarında belirgin bir düşüş gözlendi. Türkiye tüm ülkeler içinde 2003 yılında Matematik’te 33. sıradayken 2015’te  50. sıraya, Fen Bilimleri’nde 33’ten 54. sıraya, Okuma’da 32’den 50. sıraya geriledi.[ii] Bu sonuçlar eğitim sistemindeki değişikliklerin nitelikte hiçbir iyileşme sağlamadığının, öğrencilerin üç temel alandaki becerilerinin yıldan yıla zayıfladığının kanıtıdır.

Zorunlu eğitim

AKP 2012-2013 eğitim öğretim yılında önemli bir kararla 8 yıllık kesintisiz eğitimi sonlandırıp onun yerine üç aşamalı 4+4+4, toplamda 12 yıllık kesintili eğitimi başlattı. İlgili yasanın meclisten geçme sürecinde büyük tartışmalara yol açan 4+4+4 sistemi, öngörüldüğü gibi büyük sorunlar doğurdu. Bu sistemle birlikte, öncelikle İmam Hatip (İH) ortaokulları yeniden açıldı.

Çocukların okula başlama yaşı düşürüldü. Başlangıç yaşı olarak 60-66 ay tartışması yaşandı. Beş yaşında eğitime başlamak zorunda kalan küçük çocuklar okula alışamadı, okuma yazmayı öğrenmekte zorlandı, ciddi psikolojik sorunlar yaşadı. Gelen tepkiler üzerine AKP 60 ay konusunda geri adım atsa da 66 aylıkken okula başlayan çocukların, yaş gruplarının üzerinde bir eğitime zorlanması sürdü.

Kesintili eğitimin son 4 yıllık bölümünde özellikle kız çocukları arasında büyük oranda okuldan kopmalar yaşandı. Bu durum kızların eğitim hakkından mahrum kalmasına, eve kapanmasına ve çocuk evliliklerine yol açtı. Aynı biçimde özellikle erkek çocukları arasında yaşanan kopuş, piyasanın ucuz iş gücü gereksinimini karşılayacak çocuk işçilikle sonuçlandı. 1999’da 128.000 olan çocuk işçi sayısı 2016 yılında 709.000’e ulaştı.[iii]

İmam Hatipleşme

AKP, siyasal İslamcı hedefleri doğrultusunda İmam Hatipleri 15 yıl boyunca en yaygın ideolojik araç olarak kullandı. Varolan ortaokul ve liseleri İH’lere dönüştürdü, yeni açılacak okullarda tercihi İH’lerden yana kullandı. Birçok devlet lisesi ödenek yetersizliğiyle boğuşurken İH’lere her türlü gereksinimleri için kaynak ayrıldı. Gelinen son noktada 2002-2003 eğitim öğretim yılında toplam İH öğrenci sayısı 71.100’den 2016-2017 sonunda 645.318’e, İH okul sayısı 450’den 1452’ye ulaştı. Öğrenci sayısındaki 9-10 kat artış AKP’ye yetmemiş olacak ki bu yıl Kurum Açma, Kapama ve Ad Değiştirme Yönetmeliği’yle nüfusu 20.000’in altındaki yerleşim yerlerinde yalnızca İH liseleri açılabilmesi yönünde karar aldı. Böylece ülkenin tüm kılcal damarlarına kadar İH’lerin yayılmasının önü açıldı. İmam Hatipleştirilemeyen köklü okullar ise “Proje Okul” adı altında ele geçirildi, bu okulların birikimli, ilerici öğretmenleri sürgün edildi, yerlerine MEB’in sınavsız atadığı yandaş öğretmenler ve müdürler getirildi.

Müfredat

Müfredat ve ders içerikleri, 15 yıl boyunca eğitimin en yakıcı konularından biri oldu. Müfredatta her geçen yıl bilimsellikten uzaklaşılırken dinselleşme arttı. Temel bilim, felsefe, resim, müzik, beden ders saatleri azaltıldı, din derslerininki arttırıldı. Hz. Muhammed’in Hayatı, Temel Dini Bilgiler, Kuranı Kerim, Değerler Eğitimi, vb. din içerikli dersler 2012’de müfredata eklendi. 2017 yılında Biyoloji dersinden evrim konusu çıkartıldı, daha önce seçmeli dersler ile İmam Hatip okullarının programındaki cihad konusu zorunlu ders kapsamına alındı, Atatürk bütün din dersleri başlıklarından çıkartıldı, laiklik başlığı daraltıldı.

Doğrudan müfredat değişiklikleri dışında ders kitaplarında ve sınıflarda yapılan uygulamalarda da dinsel ve militarist simgeler ön plana çıkarıldı. Öğrencilere değerler eğitimi başlığında iman, günah, helal-haram kavramları, sadaka kültürü öğretildi, yıl sonu etkinliklerinde Kabe tavaf ettirildi. 15 Temmuz canlandırmalarında öğrenciler tankların önüne yatırıldı, terörist öldüren kahramanlar ilan edildi, şehitlik kutsandı. Bunların yanında toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı biçimde kız çocuklarına anne/gelin rolü biçildi, etkinliklerde gelinlikler giydirildi. Kız öğrencilere “Kadının yeri evidir” düşüncesiyle İslami kurallara uygun muhafazakar yaşam biçimi dayatıldı.

Karma eğitim

AKP henüz yasal olarak karma eğitimi ortadan kaldıracak bir düzenleme yapmamış olsa da MEB’in yayımladığı yönetmeliklerle karma yurtlar kapatıldı, kız-erkek öğrenciler için ayrı barınma hizmeti sunulması kararlaştırıldı. Bunların yanında okul müdürlerinin inisiyatifiyle çok sayıda okulda fiilen kız ve erkek öğrencilerin sınıfları ayrıldı, haremlik-selamlık eğitime geçildi.

Gerici vakıflarla protokoller

MEB, 2014’ten bu yana TÜRGEV, ENSAR, TÜGVA, Hayrat, Hizmet, Muradiye vakıfları ve İlim Yayma Cemiyeti gibi yandaş-gerici kurumlarla çeşitli protokoller imzaladı. Sosyal, kültürel, sportif etkinlikler, mesleki ve teknik kurslar, Osmanlıca dersleri, Kuran okuma, vb. konuları kapsayan protokollerle dinci vakıf ve tarikatlara örgün ve yaygın eğitimde yer açıldı. Bir yönüyle MEB’in işlevi fiilen bu kurumlara devredildi, 2016’da kurulan Maarif Vakfı’yla birlikte paralel bakanlık yaratıldı.

Sınavlar

AKP iktidarı 2002’den bu yana, öğrencileri sınav stresinden kurtarmak gibi sözde nedenlerle, sınav sistemiyle oyuncak gibi oynadı. 15 yılda 5 kez değişen sistem sınav stresini azaltmadığı gibi kafa karışıklığını daha da arttırdı. Öncelikle ortaokul düzeyinde 1997’den bu yana yapılan LGS’yi kaldırdı, yerine 2005 yılında OKS’yi getirdi. 2008’de OKS’yi kaldırıp üç aşamalı SBS’yi yaşama geçirdi. 2010’da yeni bir değişiklikle SBS’yi tek aşamaya indirdi. Üç yıl sonra, 2013’te SBS’yi tamamen kaldırıp yerine TEOG sınavını getirdi. 2017 Eylül’ünde alınan son kararla TEOG sınavı da kaldırıldı ve Kasım ayı itibarıyla yeni sınav sisteminin nasıl işleyeceği hâlâ belirsiz.

Üniversiteye girişte, daha az karmaşık olmakla birlikte yine de 15 yıl içinde oturtulamamış bir sınav sistemi görüyoruz. 1999’dan bu yana yapılan ÖSS’nin yerini 2009 yılında iki aşamalı YGS/LYS aldı. Ani bir kararla bu yıl, bu iki sınav kaldırıldı ve YKS adında yeni bir sınav getirildi. Bu sınavın kapsamı, süresi ve yöntemi de tıpkı ortaöğretim düzeyindeki gibi belirsizliğini koruyor.

Özel okullar

AKP, eğitim bütçesiyle devlet liselerini desteklemek yerine özel okulları teşvik etti. Özellikle son beş yıl içinde özel okul sayısı hem okul öncesinde hem örgün eğitim kurumlarında büyük oranda arttı. Buna göre; 2011’de 3453 olan okul öncesi özel kurum sayısı 2016’da 5473’e, bu kurumlardaki öğrenci sayısı 110.652’den 201.396’ya ulaştı. Benzer biçimde özel ilkokul, ortaokul ve lise sayısı 2012’de 3055 iken, 2016’da 5795’e; aynı dönemde bu okullardaki öğrenci sayısı 487.693’ten 1.128.079’a yükseldi.[iv]

15 yıllık AKP iktidarının doğurduğu sorunlardan biri de nitelikli eğitimin metalaşması oldu. Her düzeyde eğitim kurumunun hızla dinselleşmesi ve bilim derslerinin azalmasıyla çocuklarına laik eğitim vermek isteyen velilerin özel okula başvurmak dışında bir olanağı neredeyse kalmadı. 2017 Türkiye’sinde nitelikli, bilimsel eğitim ne yazık ki ayrıcalıklı bir azınlığın gidebildiği, cumhuriyet değerlerini ilke edinmiş, büyükşehirlerdeki birkaç özel okula indirgendi.

Nitelikli eğitimin metalaşması, bir yandan Osmanlı modeli sübyan mekteplerine ilgiyi arttırdı. Gün boyu çalışan, çocuklarının uyuşturucu çetelerinin, mafyanın kol gezdiği sokaklarda büyümesini istemeyen yoksul anne-babalar, nitelikli eğitime özel okul yoluyla erişemeyeceklerinden zorunlulukla sübyan mekteplerini seçti. İktidarın, dini yaşamın her alanına yayma ve çocukları daha küçük yaşlardan itibaren şeriat kurallarına göre yetiştirme hedefi doğrultusunda bu mekteplerde 3-4 yaşındaki çocuklara namaz ve dua öğretildi, günah ve cehennem korkusu aşılandı, kız çocuklarına türban, erkek çocuklarına sarık-şalvar giydirildi.

Son söz

AKP’nin 15 yıllık eğitim karnesi açıkça ortaya koyuyor ki laik eğitim yalnızca bir cumhuriyet değerleri sorunu değil, aynı zamanda sınıfsal bir sorundur. Dinselleşmeyle piyasalaşma, kol kola laik eğitimin sonunu getirmiştir ancak bu toprakların emekten yana ilerici birikimi, laik damarı bilimsel, kamucu, nitelikli bir eğitim sistemini yeni baştan kuracak güçtedir. Laiklik, mutlaka kazanılacaktır.