Gökçek'in sıfatları: Gerici, piyasacı, halk düşmanı

Emre Sevim / 01-11-2017

Hepimizin bildiği üzere Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek 28 Ekim Cumartesi günü arada bir dönem ara vermiş de olsa 1984'te Keçiören Belediye Başkanlığı ile başlayan yerel yönetim başkanlığı kariyerini noktaladı. Tabi ki kendisinin hepimizin zihninde önemli bir karakter -burada önemli kelimesini olumlu manada kullanmıyorum, insanların zihninde nefret edilen karakterler de önemli yer tutar- olarak yer etmesi, 1994 seçimleriyle birlikte Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı unvanını almasıyla başlayan 23,5 yıllık serüven sayesinde oldu.

Gökçek'in Ankara'nın başına çöreklendiği seçimlerde Ankara'nın bahtsızlığını özellikle vurgulamak gerekir. ODTÜ'lü iki hocanın (Korel Göymen ve Rüştü Yüce) ikinci ve üçüncü olduğu, toplam üç sosyal demokrat partinin (SHP, DSP ve CHP) yarışa katıldığı seçimlerde Gökçek, Ankara gibi bir metropolde hiçbir şey diyebileceğimiz 6500 oy farkla seçilmiştir. Ne kadar acıdır ki ünlü akademisyenlerin arasından sıyrılan cehaletini defalarca ispatlamış, son derece vizyonsuz bir karakter yaklaşık çeyrek asırlık bir serüvene başlamıştır. Aslında konuya seçimlerle girmemin bir nedeni var; 23,5 yıllık süreç ve Gökçek'in yereli aşarak Türkiye siyasetinde popüler bir sima olması özellikle Ankara dışında yaşayan yurttaşlar için Gökçek'i yenilmez bir figür haline getirdi. Halbuki kendisi 1999 seçimlerinde (yine şaibeli sosyal demokrat bölünmeleri sonucunda) ve  2014 seçimlerinde (oyların toplandığı yere o zamanki İçişleri Bakanı olan Efkan Ala'nın gecenin bir vakti giriş yaptığını ve sonuçlara dair veri akışlarının değiştiğini belirtmekte fayda var) çok az farklarla koltuğunu koruyabilmişti.

Gökçek nasıl başkan oldu, nasıl başkan kaldı?

Bu seçim tarihçesinden sonra asıl konumuza gelebiliriz. Peki bu 23,5 yıllık süreçte Melih Gökçek Ankara'ya neler kattı, Ankara'dan neler götürdü? Maalesef bizim Türkiye toplumunda ünlülerin gidişine (makamdan ayrılma veya ölüm hallerinde... Tabi ki ölüm zaten kendiliğinden daha dramatik bir olgu olduğu için o haldeki dramatiklik daha fazladır) dramatik bir bakış vardır; hemen "iyi insandı, hizmetleri olmuştu" şeklinde cümleler işitmeye başlarız. Atalarımız boşuna dememiş, "kör ölür, badem gözlü olur" diye. Kısık sesle de olsa Gökçek için de aynı cümleleri işittik; olayın daha da dramatik bir hal aldığı gün geldiğinde bu sesler daha da yükselebilir tahminimce. Ondan ötürü Gökçek'in sıfatlarını net olarak koymakla başlayacağım ki bulutlar dağılsın.

Gökçek, son derece piyasacı bir belediye başkanıydı; Gökçek, halk düşmanı bir belediye başkanıydı; Gökçek, gerici bir belediye başkanıydı ve Gökçek, cahil bir belediye başkanıydı. Bütün bu sıfatları farazi olarak ortaya atmıyorum, bütün bu sıfatları defalarca hak ettiğini ispatlayan yüzlerce, hatta binlerce konu bulabilirim size.

Gökçek yönetime geldiğinde Ankara'nın nüfusu 2,5 milyon civarındaydı. Gökçek geldiğinden beri bu kent nüfus açısından 2 kat, yerleştiği alan açısından ise 3 kat büyüdü. Bu kadar uzun süren ve bu kadar büyümeyle anılan bir süreci özetlemek gerçekten çok kolay bir iş olmayacak ama bazı örnekler ve hizmet sunumları üzerinden  bu sıfatları nasıl hak ettiğini anlatmaya çalışacağım.

Cumhuriyet’in ve devrimin başkenti Ankara

Türkiye'de yerel yönetimlerin sunduğu bazı kamusal hizmetler vardır. İmar planlarının yapılması ve uygulanması, ulaşımın örgütlenmesi, kentin merkezi fonksiyonlarının güçlendirilmesi, kentin kültürel ve tarihi değerlerinin korunması ve ön plana çıkarılması, açık yeşil alanların kurgulanması, kentsel altyapının geliştirilmesi bunlardan bazılardır.

Ankara Cumhuriyet’in başkenti olarak devrimci bir örnek ve bu devrimci niteliğine özgü bir mekansal örgütlenme kurma gayreti gösterilmiştir. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde, tıpkı Sovyetler Birliği'nde başkentin Petrograd'dan Moskova'ya taşınması gibi Türkiye'de de cumhuriyetin kurulması öncesinde Ankara başkent ilan edilmiştir. Saltanatın sembolü olan İstanbul karşısında daha vatanın merkezinde yer tutan, Anadolu'ya güvenen ve yaslanan bir başkent kurulmuştur. Kentin kültürel ve tarihi değeri de ziyadesiyle bu devrimci karakter ile uyuşmaktadır. Örneğin Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin sembolü Hitit Güneşi'dir, zira cumhuriyetin devrimci idealleri uluslaşma yolunda Osmanlı, Selçuklu kimliklerini aşarak Anadolu'nun kökenine inen bir sembolizmi kovalamışlardır. Sümerbank, Etibank gibi isimler ile devlet teşekküllerinin kurulması da aynı anlayışın ürünüdür, Ankara Büyükşehir Belediyesinin logo olarak Hitit Güneşi'ni seçmesi de.

Gökçek en temelde bu devrimci değeri yok etme yolunda işler üretti. "Ankara tarihinin Hititlerle ne alakası var?" söylemleriyle belediye logosunu değiştirdi, yeni logo 1987 yılında kullanıma açılan Kocatepe Camisi ile 1989 yılında hizmet sunmaya başlayan Atakule AVM'nin eklektik bir soyutlamasından ibaretti. Gökçek'e göre Ankara'nın tarihi 1987 yılı öncesine kadar gidemiyordu. Aslında bu logo daha sonraki yıllarda Türkiye'de iktidara çöreklenecek olan siyasal İslamcıların mekansal politikalarının işaretini veriyormuş da biz hissedememişiz; üstü cami, altı AVM.

Devrimci değerleri yok etme stratejisi Cumhuriyet yapılarının yıkımını da kendisiyle getirdi. Etibank Binası, Su Süzgeci Binası, Çubuk Baraj Gazinosu, İller Bankası Binası gibi bir çok Erken Cumhuriyet Dönemi yapısı altlarında yatan ideolojik fikir ve yarattıkları mimari değer ile molozlar altında kaldı. Gökçek de bu molozlar üzerinde fotoğraflar çektirdi. Yok edilen değer yerine cam cepheli, çakma kubbeli, çakma Selçuklu yıldızlı, beyaz yapılar üretti. Ne demiştik; kendisi gerici bir belediye başkanıdır.

Sanatın içine tüküren başkan

Ankara Cumhuriyet’le birlikte ülkede sanatın da başkenti haline gelmişti. Bugün her ne kadar aşındırılmaya çalışılsa da hala tiyatrolarıyla, operasıyla, kentsel kamusal sanat öğeleriyle, galerileriyle bu kimliğini koruma gayreti içindedir. Gökçek ise daha göreve geldiği ilk yıllarda sanata bakışını "böyle sanatın içine tükürürüm" sözleriyle gayet güzel özetlemişti. Ankara'nın başkentlik tarihi kadar eski bir başkentli olan Su Perileri heykeli yerine koyduğu Kütahya Porselen çaydanlığı Ankara'nın sanat geçmişine verdiği değerin bir başka özeti olarak gösterilebilir. Zaten kendisinin kentsel kamusal sanat öğeleri hususundaki vizyonu şişme gorilleriyle, dinozorlarıyla, saat kuleleriyle bütün Ankaralıların malumudur. Kendisinin gelenekselleştirdiği sanat etkinliği ise Ankara Alışveriş Festivali diye ortaya attığı şeydir. Ne demiştik, kendisi cahil bir belediye başkanıdır.

Beton yığını kent

Ankara mekansal kurgusu ilk olarak Hermann Jansen'in planında bir bahçe şehir kurgusuyla ele alınmıştır. Bu planda Ankara vadileriyle bütünleşen bir yeşil kurgusuna sahiptir. Maalesef ki Gökçek'ten öncede bu vadi kurgusu aşındırılmıştı ve Ankara'nın derelerinin üstleri kapatılarak ancak semt isimlerine hapsedilmişti. 2005 yılında yitirdiğimiz Raci Bademli hocamız Ankara'nın üç ana yeşil arzı olduğundan söz eder; Ankara'yı çevreleyen gecekondu bölgeleri, Eskişehir yolundaki üniversiteler hattı ve kentin ortasına saplanan Atatürk Orman Çiftliği. Gökçek'in Belediye Başkanlığı sırasında bu üç yeşil arzın hepsi de saldırılara uğradı. Gecekondu bölgeleri vahşi kentsel dönüşüm süreçlerinin sonunda beton yığınına dönüştü, ODTÜ ile başlayan üniversiteler hattı ODTÜ yolları aracılığıyla iki defa kıyıma uğradı ve Atatürk Orman Çiftliği Ankapark, Kaçak Saray ve Ankara Bulvarı gibi projelerle bütünselliğinden kopartıldı. Gökçek medyada hep kendisi göreve geldiğinde Ankara'nın kişi başına düşen yeşil alanının 2 molduğunu, kendisiyle birlikte nüfusun iki katına çıkmasına rağmen bu sayının 20 m2'ye ulaştığını söyler durur. Teknoloji ilerledi, bütün yurttaşların elinde bilgisayar ve internet var, herkes bir uydu görüntüsü açarak beton yığını halini alan Ankara'da bu 20 m2'yi arayabilir. Şimdiden söyleyeyim arayışınız bir sonuca ulaşmayacaktır. Ankara'nın tarihten gelen parkları Güvenpark ve Gençlik Parkı gibi önemli yeşil alanları ise yine Gökçek'in beton gazabından kaçamadılar.

Kentin AVM’leşmesi

Gökçek döneminde Ankara'nın kent merkezleri Ulus ve Kızılay hızla kan kaybetti, insansızlaştı, kent merkezinin ticaret hacmi düştü. Kent merkezinde yer tutan küçük esnafın karşısında rekabet edemeyeceği büyük sermayedarlar AVM'lerle ortaya çıktılar. Kişi başına düşen AVM alanında Ankara Türkiye birincisi oldu.

Kent merkezlerinin arka plana itilmesiyle Ankaralılar sosyalleşmek adına AVM'lerden çıkamaz oldular, şehir dışından misafirimiz geldiğinde janjanlı vitrinleriyle, parlak ışıklarıyla hizmet sunan AVM'leri gezdiriyoruz artık.

Dolmuş lobisine dayanan ulaşım politikası

Gökçek'in en başarısız olduğu alan bütün Türkiye'nin bildiği üzere ulaşımdır. Kendisi Ankara'nın metro inşaatlarını bitirememekle ünlenmişti. Sonunda çok şükür ki (!) merkezi hükümet aktarılan kaynağın nerelere heba edildiğini sorgulamak yerine bu inşaatları kendi sorumluluğu altına aldı ve tamamladı. Ankara ulaşımı EGO'nun verilerine göre bugün %38 oranında özel araç sahipliliğine dayanıyor, dolmuşların ulaşımdaki payları ise %35. Belediyenin ulaşım hizmetleri ise %20'yi bile aşamıyor. Son derece trajikomik oranlar; milyarlarca dolarlık, saatteki taşıma kapasitesi 70.000 yolcu olan metro yatırımları 20 kişilik dolmuşlara yaklaşamıyor bile. Gelişmiş ülkelerden uzmanları getirip Ankara ulaşım verilerini ellerine versek, şok geçirirler ama şunu belirtmekte fayda var bu ulaşım politikalarının fayda sağladığı kesimler de var. Otomotiv sektörü, arazi spekülatörleri, akaryakıt sektörü, asfalt sektörü ve Gökçek'in her çağrısında siyah çelenkleriyle protestoya koşan dolmuş lobisi bu ulaşım politikalarından son derece memnundular. Ne demiştik; Gökçek, piyasacı bir belediye başkanıdır.

İçilemeyen suların en pahalısı

Ankara'nın suları eskiden içilirdi. Son derece başarısız bir su yönetimiyle, Ankara günlerce susuz kaldı. Gökçek, "köyünüze tatile gidin; banyo yaparken altınıza leğen koyun, leğende biriken suyu tuvalette kullanın" şeklindeki önerileriyle su yönetimine inanılmaz bir vizyon getirdi. Kızılırmak suyunu Ankara şebekesine bağladı, içilebilen Ankara suyu gitti, yerine milyarlarca dolarlık damacana su sektörü geldi.

Bunun yanı sıra musluklarından kalitesiz su akan Ankaralılar musluk suyuna en fazla para ödeyen yurttaşlar halini aldılar. Ne demiştik; Gökçek, halk düşmanı bir belediye başkanıdır.

Bu enkaz düzeltilebilir

Gökçek'in 23,5 yıllık uzun serüveni tabi ki böylesine bir yazıda ele alınamaz. Temel yaklaşım anlaşılabilsin diye biraz örnekleme gayreti gösterdim. Zaman zaman bu örnekler üzerinden yurttaşlarla konuşuyoruz ve sonunda hep bir umutsuzluk çıkıyor: "Bu enkaz nasıl düzeltilecek?".

Umut vermek adına söylemiyorum; düzeltilir. Ankara Gökçek'in kendisini tahrip ettiği zamandan daha kısa bir zamanda tekrar devrimci niteliğine, kamucu niteliğine, tarihe ve kültüre yaslanan niteliğine kavuşturulabilir. Buna bütün aklım ve kalbimle inanıyorum. Tabi ki bunu gerçekleştirecek devrimci, vizyonlu kadrolara ihtiyaç var ve bu kadroları yaratmak için iktidar olma inancına.