Yürüyen, koşan, arayan bir topluluk

Yolcu Tiyatro ile söyleşi / 01-10-2017

Sahne yolculuğuna hız kesmeden devam eden Yolcu Tiyatro yeni sezonda da seyircileriyle buluşmaya başladı.

Kapıların Dışında ve Karanlığın Ötesinden Gelen Sesler ile seyircinin ilgisini kazanan topluluk, son oyunları Joko’nun Doğum Günü ile birlikte başarılarını üst noktalara taşıdı. Birçok ödüle olduğu kadar yoğun bir seyirci grubuna da ulaşan oyun ile birlikte Yolcu Tiyatro, kendi yolculuğunun en hızlı mesafesini kat etmiş oldu.

Her zaman yolda olmayı şiar edinmiş Yolcu Tiyatro’nun yönetmeni Ersin Umut Güler ile hem topluluğu ve önümüzdeki planlarını hem de yolda olmanın anlamını konuştuk.

Yön: Öncelikle Yolcu Tiyatro ile başlayalım sohbetimize. Yolcu Tiyatro yola nasıl ve hangi hedeflerle çıktı? Bugüne değin topluluk olarak neler yaptınız?

Ersin Umut Güler: Yolcu Tiyatro 2012 yılında çalışmalarına başladı ve 19 Mart 2013 tarihinde ilk oyunu olan Wolfgang Borchert’in “Kapıların Dışında” adlı oyununu seyircisi ile buluşturdu. Ardından 2014 yılında Ariel Dorfman’ın “Karanlığın Ötesinden Gelen Sesler” ve 2016 yılında Roland Topor’un “Joko’nun Doğum Günü” adlı oyunlarını sahneledi.

Yön: Oyunlarınızda “3D Mapping” adlı teknolojiyi kullanıyorsunuz. Hem bu teknolojinin ne olduğunu hem de tiyatro açısından sunduğu imkanları biraz açmanız mümkün mü?

Ersin Umut Güler: Yolcu Tiyatro kurulduğu günden itibaren yolda olmayı, devingen olmayı önemsiyor. Sahneleme biçimleri için ilk oyunumuzla beraber tiyatro sahnesinde dijital teknoloji kullanımının olduğu oyunlar yaptık. Kapıların Dışında 3D mapping teknolojisi kullanılarak sahnelenmiş bir oyundu. Joko’nun Doğum Günü ise tiyatroda seyircinin pek alışık olmadığı yüksek performans gerektiren hareket düzeni ile “projection mapping” teknolojisini kullanarak sahnelenmiş bir oyun. Biz sahne üzerinde diğer sanatlardan besleniyoruz. Aslında 3D mapping teknolojisini kullanmak da bunlardan biri. Tiyatro sanatına, oynadığımız oyuna hizmet ediyor. Biz anlattığımız hikayenin özüne uygun yeni sahneleme biçimlerinin arayışı içindeyiz. Bu bitmeyecek bir yolculuk ve her oyunumuzda farklı bir anlatım biçimini tercih ediyoruz.

Yön: Aslında küçük ve yeni bir topluluk olarak tiyatro yapmaya çalışmanın birçok zorluğu bulunuyor. Hatta birçok topluluk da bu nedenle kısa ömürlü oluyor. Yolcu Tiyatro’nun sadece yoluna devam etmesi değil, aynı zamanda birçok ödülle ve görünür bir seyirci ilgisi/beğenisi ile yoluna devam etmesi nasıl mümkün oldu? Yaratıcılık, cesaret, emek; bir formül var mı?

Ersin Umut Güler: Formül var mı bilmiyorum gerçekten. Biz kurulduğumuz günden bu yana öze ve biçime dair arayışlar içinde olduk. Oyunlarımızı İstanbul ve diğer şehirlerde seyirci ile buluşturmak için emek harcadık ve zamanla kendi seyircimizi oluşturmaya başladık. “Taşı delen suyun gücü değil damlaların sürekliliğidir” cümlesindeki gibi akış hızımız değişti ama kalıcı olmak isteme adına sürekliliği önemsediğimiz bir halimiz var.

Yön: Geçtiğimiz sezonun üzerinde çokça konuşulan oyunlarından birine imza attınız: Joko’nun Doğum Günü. Aynı oyun bu sezon da sahnede olacak. İlk olarak bu oyunu sahneleme fikrinin nasıl doğduğunu sormak isteriz.

Ersin Umut Güler: Joko’nun Doğum Günü Fransız yazar Roland Topor’un sürreeal bir eseri. Konservatuvar yıllarında tanıştığım ve o zamandan bu yana sahnelemek için aklımda olan bir oyundu. 1997 yılında çevrilmesine karşın İstanbul’da profesyonel tiyatrolarca pek oynanmamış bir oyundu. Oyun metninde mevcut olan fiziksel öneriler oyunu sahnelemek ve oynamak adına güçleştiriyor. Beni bu metni sahnelemeye dair heyecanlandıran ise temelinde ezen-ezilen ilişkisinin çok katmanlı olarak bulunduğu metni ve seyirci için tiyatroda görmeye alışık olmadığı fiziksel önerilerle dolu olmasıydı. Beni bu metni yapmaya iten sağlam ve fiziksel anlatım olanaklarının sınırlarını zorlamaya açık bir metin olmasıydı.

Yön: Joko’nun Doğum Günü, öyküsü kadar oyuncuların fiziki sınırlarını zorlayan koreografisi ile de büyük takdir topladı. Bir oyun süresince çok zor bir fiziki performansı yavaşlamadan sürdürmek nasıl mümkün oldu? Oyuncular oyuna nasıl hazırlandı?

Ersin Umut Güler: Oyunun oyuncu kadrosunu belirlediğim aşamada sahne üstünde yüksek performans gerektiren bir oyun olacağı belliydi ve oyuncu seçimlerinde bu sınırları zorlayabilecek insanlarla çalışma konusunda seçimler yapıldı ve buna uygun hareket edildi. Provalar başladığında ekibin projeye olan inancı bizi fiziksel sınırları zorlama konusunda cesaretlendirdi.

Yön: Yolcu Tiyatro’nun oyunlarına baktığımızda Wolfgang Borchert ve Roland Topor gibi absürd veya sürrealizm ustaları dikkat çekiyor. Ayrıca Joko’nun Doğum Günü’nde “Brechtyen” bir üslup da kendini hissettirdi. Bu topluluk olarak benimsediğiniz bir yaklaşım mı, yoksa her metnin özelliklerine göre mi oluşturuyorsunuz sahne yorumunu?

Ersin Umut Güler: Her öz kendi biçimini yaratıyor aslında. O öze bakıp yoluna gidiyorsun. 3 oyunumuz da birbirinden farklı tarzda yazılmış oyunlar. Ortak hikayeleri sağlam ve derdi olan metinler olmaları. Tiyatronun da doğal olarak kendini yakın hissettiği biçimler var ve bu yolda yürüyoruz. Kendimizi şucuyuz, bucuyuz diye tarif etmiyoruz. Sevdiğimiz ekoller olmakla beraber bitmeyecek bir arayış içindeyiz.

Yön: Daha önceki röportajlarda “Hepimiz biraz Joko’yuz” diyorsun. Her yer de biraz Joko’nun ülkesi sayılır o zaman. Peki Joko’nun ve Joko’ların kurtuluşu nasıl mümkün olacak?

Ersin Umut Güler: Joko oyunun başında sırtına atlayan kongreciyi yani hakim ve yöneten sınıfı temsil eden kişiyi taşımayı reddediyor ancak kısa bir süre sonra başka insanları sırtında taşımayı, onurunu ayaklar altına almayı kabulleniyor, çoğunluğa uyuyor. Sıradan bir insan olarak ezilmeyi kabullenişi Joko’yu büyük bir toplamın sıradan bir parçası yapıyor. Özgürlük tarifini bile başkalarının sırtında taşımayı kabul edişi ile anlatıyor bir süre sonra. Joko ne zaman özgürleşecek peki? Başkalarını sırtında taşımayı reddettiği zaman belki. Korkularını yendiğinde belki de. Bize dayatılanı reddettiğinde.  O zaman gerçekten başlayacak hayatı Joko’nun ve de bizim.

Yön: Biraz da topluluktan bahsetmek isteriz. Türkiye’de bir tiyatro topluluğu olarak eser vermenin bilinen zorluklarını bir kenara koyarsak, aynı hedef ve amaç etrafında buluşmanız nasıl mümkün oldu? Yolcu Tiyatro emekçilerinin yolları nasıl kesişti?

Ersin Umut Güler: Aslında bu tiyatroya kurulduğundan beri emek veren insanların hayata bakışları ile ilgili. Hedefleri ve amaçları olan 5, 3, 2 ya da 1 insan dokunmaya, paylaşmaya, sarılmaya, çoğalmaya hazırsa o zaman bu birliktelikler kurulabiliyor.

Yön: Joko’nun şu sözü oyundan sonra akıldan hiç çıkmıyor: “Bir de sizleri taşımaya başladığımdan beri yere bakıyorum hep, daha önce göğe bakardım.” Bu sözün evrensel bir gerçeği yansıttığı çok; öte yandan, özellikle de son yıllarda, sırtımıza binen yüklerin giderek ağırlaştığı bu ülkede de yansıması var. Genel olarak oyunun sözünü, Türkiye’ye tercüme ettiğinizde ne söylersiniz?

Ersin Umut Güler: Oyun çağlar boyu devam eden ezen-ezilen ilişkisi üzerinden anlatıyor hikayesini. Türkiye emek ve insan sömürüsünün çok yoğun yaşandığı bir ülke. Maalesef günümüzün dünyasını ve Türkiye’si ile paralellikler gösteren bir hikaye. Tam da bu evrensel damarından dolayı yazar oyunu herhangi bir ülkede ve herhangi bir zamanda geçirmek yerene zamansız ve mekansız bir alanda kurgulamış.

Yön: Yolcu Tiyatro yeni oyununun hazırlıklarına da başladı: Kürklü Venüs. Bu oyunu seçmenizin nedeni neydi? Kürklü Venüs ne zaman izleyiciyle buluşacak?

Ersin Umut Güler: Kürklü Venüs Davis Ives’ın 5-6 yıl önce yazdığı yeni bir metin. Yazar ve ilk yönetmenlik denemesini yapacak erkek ile oyuncu seçmelerine gelen kadının hikayesi anlatılıyor. Oyunun toplumsal cinsiyet meselesinden hareketle erkek egemen sisteme karşı ciddi itirazları var. Ayrıca bir kadın ve bir erkek arasında geçen oyun her bireyin arzularının karanlık tarafları ile yüzleşecekleri, arzularının kara ormanında dolaşacakları bir kurguya sahip. Bu noktada Türkiye’de pek dokunulmayan bir konuya sahip olması sebebiyle tam da bizim yapmak isteyeceğimiz bir oyun. Kürklü Venüs provalarına başladı aslında ama program yoğunluğu sebebiyle Aralık ayının ikinci haftası seyirci ile buluşacak. Bizim de heyecanla beklediğimiz Kürklü Venüs oyunun ekibi de oyun konusunda iddialı. Benim yönettiğim ve Pervin Bağdat ile beraber oynayacağım oyunun dekor ve ışık tasarımı Cem Yılmazer’e, kostüm tasarımı Özlem Kaya’ya, ses ve efekt tasarımı Tufan Dağtekin’e ait olacak.

Yön: Son olarak, Yolcu Tiyatro’nun yolunun nereye gittiğini soralım. Hedefe varıldı mı, yoksa yürüyüş devam mı ediyor?

Ersin Umut Güler: Yolcu Tiyatro yolda, hareket halinde olmayı seviyor. Her gün yolculuğu ile beraber keşfetmeye devam ediyor. Yeniyi arıyor. Yürüyor, koşuyor, duruyor ama hep arıyor. Varılacak ve keyfi sürülecek bir hedefin peşinde değiliz, tamam hedefe vardık dediğimizde varlık sebebimizi kaybederiz. Varmak, olmak ve bunların sonucunda durmak bizim hayat ve sanat anlayışımıza uygun değil.

KUTU

Joko'nun Doğum Günü


-12 Ekim Perşembe 20:30 CKM Büyük Salon
(2. Kadıköy Tiyatro Şenliği kapsamında)
-13 Ekim Cuma 20:30 DasDas (Ataşehir)
-20 Ekim Cuma 20:30 Kozyatağı Kültür Merkezi
-26 Ekim Perşembe 20:30 Akatlar Kültür Merkezi
-30 Ekim Pazartesi 20:30 Baba Sahne
-1 Kasım Çarşamba 20:30 Moda Sahnesi

-15 Kasım Çarşamba 20:30 Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi

-18 kasım Cumartesi 20:00 İzmir Sabancı Kültür Merkezi

-26 Kasım Çarşamba 20:30 Akatlar Kültür Merkezi