Marx’ın müfredattan çıkarılması hümanizma ve aydınlanmanın reddiyesidir

Prof. Dr. Kadir Cangızbay ile söyleşi:

Lise ders kitaplarından Marx çıkarıldı. Sosyal bilimlerin ve sosyoloji disiplininin sınırlarını çok aşan, ancak bir yanıyla da toplumu anlama çabasının vazgeçilmez kaynaklarından olan Marx’ın sosyoloji müfredatından çıkarılması geçtiğimiz ayın çokça konuşulan gündemlerinden oldu.

Biz de bu konu hakkında sosyolog Prof. Dr. Kadir Cangızbay’la kısa bir söyleşi gerçekleştirdik. Marx’ın müfredattan çıkarılmasını cahillikten öte bir hainlik olarak değerlendiren Kadir Cangızbay hocamız, Türkiye’de üniversitelere yönelik çölleştirme çabalarının da altını çizdi.

Yön: Lise sosyoloji ders kitaplarından Marx'ın çıkarılması kamuoyunda tepkiyle karşılandı. Siz Marx'ın sosyolojideki yerini nasıl tarif edersiniz? Ve Marx'ın müfredattan çıkarılması, sosyoloji eğitimine neler kaybettirir?

Kadir Cangızbay: Marx’ın sosyologluğu sosyalistliğinden bile önde gelir. Marx’sız sosyalizm ancak bir tarikat olabilirdi; oysa, nasıl ki su dualarla, adaklarla, ayinlerle yukarı akıtılamaz, sömürüye karşı çıkıp özgürleşme yolunda mücadele verecek olan toplumsal güç ve tarihsel özneler de ancak ve ancak sömürülen ve özgürlükten yoksun kılınmış insanlardan oluşabilirler. Marx, işte bunu göstermiş ve Fransız Devrimi’ne içkin hümanizmi, yani ‘özgürlük, eşitlik, kardeşlik’ idealini gerçekçi bir temele oturtmuştur. İşte, bu yüzden de Marx’ın müfredattan çıkartılması hümanizmin, Aydınlanma’nın ve ‘özgürlük, eşitlik, kardeşlik’ idealinin dolaylı olarak reddiyesi anlamına gelir.

Yön: Çok düz bir soru ile gidersek; Marx okumadan sosyoloji eğitimi alınabilir mi? Üniversite öncesi eğitim alan bir gencin eğitim yoluyla biçimlenmesi sürecinde Marx’ın ve fikirlerinin eksikliği ne derece önemli sayılır?

Kadir Cangızbay: Marx’sız, ne insanın tarihin öznesi olduğu, ne de bu özneliğin farklı toplumsal gruplar arasında eşit olarak dağılmadığı gerçeği kavranabilir. Ancak daha önemlisi, birilerinin özneliğinin başka birilerini egemenliği altına alıp nesneleştirmesine dayandığı ölçüde, buradaki özneleşmenin insanlığın topyekun özneleşmesinin önüne ket vuracağı, sosyolojik tabiriyle ‘mümkün bilincin gerçek bilince dönüşmesi’ni engelleyeceği de ancak Marx’tan kalkılarak anlaşılabilir. Yani Marx’ın ifadesiyle, “yabancılaştıranın kendisi de yabancılaşır”. Örneğin, Antik Yunan’ın bilimden spora, sanattan felsefeye o kadar ileri gitmiş iken atı tarımda kullanmayı hiçbir zaman akıl edip başaramamış olması, yine atın kullanıldığı savaş arabaları sayesinde kazanılan zaferler sonucu elde edilen kölelerin tarımda kullanılıyor olmasıyla açıklanır.

“İNSANI KADERE MAHKUM EDİP PASİFLEŞTİRME HEDEFİ”

Yön: İşin bilim ve eğitim kısmı bir yana, Marx’ın rahatsızlık yaratmasının ve adının geçmesini bile engelleme çabalarının kaynağında ne var sizce?

Kadir Cangızbay: Neo-liberalizmin çevresel kahyalarının insan-üstü ve hayat-ötesi güçlere dayanan hikayeler üzerinden, insanı kendi dışından çizilmiş bir kadere mahkum, dolayısıyla kendisinin tarih üretemez bir varlık olduğuna inandırıp pasifleştirme hedefi.

“SAINT-SIMON’U EKLEYİP MARX’I ÇIKARMAK HAİNLİKTİR”

Yön: Müfredattan Marx çıkarılırken Saint Simon ve Le Play eklendi. Yani artık lise sosyoloji kitaplarında Comte, Durkheim, Weber’in yanı sıra Saint Simon ve Le Play okutulacak. Bu isimlerin eklenmesi, Marx'ın boşluğunu doldurabilir mi?

Kadir Cangızbay: Saint-Simon, bugüne kadar müfredatta yoksa, büyük eksiklik; zira, sosyolojide Marx’tan çok önce Saint-Simon gelir; ama, sosyalizmde de. Saint-Simon, “toplum emektir, iştir, çalışmadır” diyerek sosyolojinin ‘besmele’sini, sosyalizmin de ‘amentü’sünü formüle etmiş adamdır: Toplumsal-tarihsel gerçekliğin varlıksal temeli emekse, bu gerçekliğin değerlendirilip düzenlenmesinde de hem en üst değer, hem de nihai ölçüt yine emek olmalıdır ve sosyalizmin şiarı da tam tamına budur; yani, “herkese emeğine göre”. Ancak sevgili Saint-Simon, bu şiar doğrultusunda insanların üretim ilişkileri içindeki konumunu temel almak yerine, kendileri iyi konumda bulunan sanayici seçkinlerin merhamet ve şefkat temelinde yeni bir inanç sistemi (Yeni Hristiyanlık) çerçevesinde birleşip faaliyet göstermelerini, yani tarikatlaşmalarını önermiştir. Bu noktada şunu söyleyebiliriz: Saint-Simon’dan bahsetmeksizin Marx’ın adını anmak büyük bir eksikliktir; ancak Saint-Simon’u müfredata koyarken Marx’ı çıkartmak salt cahillikle açıklanamayacak bir hainliktir.

Yön: Le Play'in üzerinde durmak istiyoruz. Le Play bilindiği gibi kamucu toplumların medeniyet öncesi yapılar olduğunu, bireyci toplumların ise medeniyetin taşıyıcısı olduğunu ileri sürüyor. Bu savlarıyla da toplumcu sosyal bilimler geleneğine karşıt bir noktada yer alıyor. Ayrıca bizim tarihimizde Prens Sabahattin’in de Le Play’den hayli etkilendiği biliniyor. Bu açıdan da Cumhuriyetçi geleneğin tam zıddı bir konumdan sahiplenilmiş oluyor. Lise düzeyinde sosyoloji eğitiminde Le Play'e sosyolojinin kurucu babaları arasında yer verilmesine nasıl bakıyorsunuz?

Kadir Cangızbay: Le Play, günümüz Türkiye’sindeki boşanmaları önlemeye yönelik imamdan bozma aile danışmanlarından pek de farklı olmayan, ancak çeşitli anketler de düzenleyerek faaliyetlerine bilimsel bir renk katmayı başarmış ideolojik bir manipülasyon ustasının ötesinde pek bir şey değildir: Allah taksiratını affetsin.

Yön: Le Play’in aileyi temel çözümleme birimi olarak almasının da bir payı olabilir mi? İslamcı ya da muhafazakar ideolojiler de toplumu aile çerçevesinde anlama ve örgütleme çabasının bir parçası olmuştur her zaman…

Kadir Cangızbay: Tabiî ki.

“MEVCUT ‘TERÖRLE MÜCADELE TERÖRÜ” REJİMİ ALTINDA ÜNİVERSİTEDEN BAHSETMEK İMKANSIZ”

Yön: Konu lise ders kitapları ile birlikte gündeme geldi, ancak Türkiye’de akademinin bir bütün halinde imha edildiğini görebiliyoruz. Üniversite aşamasında verilen eğitimi nasıl değerlendiriyorsunuz? İktidarın doğrudan müdahaleleri ile şekillendiren yeni üniversite ne üretiyor ve ne üretebilir?

Kadir Cangızbay: Üniversite bilimsel bilginin üretildiği ve nakledildiği kurumdur. Bilimsel bilgi ise çıkargütmez, yani hasbî/dezenterese bir bilgi türü olarak, üretilmesi ve nakledilmesinde herhangi bir çıkar kaygısı ya da zarar endişesinin işin içine girmesi halinde artık varlığını sürdüremez ki, mevcut ‘terörle mücadele terörü’ rejimi altında Türkiye’de üniversiteden bahsetmek Yul Brynner’in saçlarına övgü düzmekten daha az maskaraca olmayan bir eblehlikten başka bir şey değildir.

Yön: Marx’la başladık, Marx’la bitirelim isterseniz. Bugün ders kitaplarından çıkarılmış olsa da, Marx’ın ve fikirlerinin etkisinin daha uzun yıllar varlığını koruyacağı söylenebilir mi? Kısacası, Marx unutturulabilir mi?

Kadir Cangızbay: Tabiî ki, hayır.