Bir hafıza tazeleme: 100. yılında Devrim’i selamlayan şarkılar

Murat Meriç / 01-10-2017

‘80’li yıllar, memleketin fena yılları. Uzun uzun anlatmaya gerek yok: 12 Eylül, ortalığı tarumar etti. Kenan Evren ve arkadaşları sadece memleketi susturmadı, geçmişi de sildi. Belleksiz bir toplum yaratma yolunda sağlam adımların atıldığı bir dönemdi, yazık ki başarılı oldu. Yine de her şeyi tümüyle silemedi. Birkaç yıl sonra küçük kıpırdanmalar oldu, bunlar giderek büyüdü ve önü giderek açılan “hareket”, ‘90’lı yıllara büyük ivmeyle girdi. Ancak o ivmeyi alana kadar, bir kısım sıkıntılar yaşandı.

Ruhi Su –ki devrimci türküleri ve marşları insanlara öğreten isimlerdendi– pasaportuna el konulduğu için yurt dışına çıkamadı ve tedavi edilebilecekken amansız bir hastalık sonucu aramızdan ayrıldı. Cenazesi, 12 Eylül sonrasındaki ilk büyük kitle gösterisiydi, elbette izin verilmedi.

Sonrasında izin verilmeyen pek çok şey var. Bunların başında Grup Yorum konserleri geliyor. Topluluk, her dem engellemelerle karşılaştı. İlk engellemeler, filizlendikleri yıllardaydı ve sertti. O dönemde insanların toplanması ve müzik dinlemesi birilerinin canını sıkıyor, bu yüzden bu etkinlikler derhal yasaklanıyordu. Sadece konserler değil albümler de yasaklandı. Üzerine kurşun sıkılarak yapımcısına geri gönderilen kaset kolileri gördük. Bunlar da Grup Yorum kasetleriydi…

Devrim Stadyumu’nda devrim şarkıları

O yıllar, Ankara’da yapılan konserleri kaçırmadığımız yıllar. 1988’de okumaya geldiğim şehirde yapılan bütün konserlere gider, toplanan bir avuç insana bakar, mutlu olurduk. ODTÜ’de yapılan Gökkuşağı Konserleri, bunlar arasında hafızamda en net kalan. Tam tarihini hatırlamam mümkün değil ama 1989 yılının sonları olmalı… “Klasik”leri okuma programını uygularken (ve olan biteni anlamaya çalışırken) yaşadığım ilk büyük katılımlı konser bu. Sadece izleyiciler değil, sahneye çıkanlar da çok. İki gün üst üste (sonradan adının Devrim olduğunu öğrendiğim) stadyumda yapılan konserlerde Arif Sağ’dan Azmi Toğuzata’ya uzanan pek çok ismi dinleme olanağı bulmuştuk.

İtiraf edeyim, beni o konsere çeken, iki isim: İzmit’te liseyi okurken son yılımda (aslında tesadüfen) dinlediğim ve hayran olduğum Bulutsuzluk Özlemi ve kasetlerinden tanıdığım Mozaik. Bunların yanında, beni heyecanlandıran üçüncü bir topluluk daha: Grup Yorum. İlk kez dinleyecektim. Dinleyemedim. Mersin’de birkaç gün önce verdikleri konser sırasında tutuklandıkları için yerine Ankaralı bir ekip geldi: Grup Ekin. Bir itiraf daha: O gün onları dinledim, sonra iflah olmadım. Dayanışma için satılan Grup Yorum kasetlerini –ki sadece üç albümleri vardı henüz– o gün orada aldım ve söyledikleri marşları mırıldanarak kaldığım yurda döndüm. En çok “Besselemos Besselemos” diye söyleneni sevmiştim. Şilili devrimcilerin marşı olduğu söylenmişti. Yarım yamalak hafızama aldığım sözleri tekrarlayarak yurda dönerken marşın aslında “Venseremos” olduğunu bilmiyordum. Öğrendiğimde utanmadım, kendi kendime güldüm.

Şüphesiz bunları anlatmak için oturmadım yazının başına… Niyetim başka: O gün orada Grup Ekin’den ilk kez dinlediğim üç marş, “Venseremos”, “Çav Bella” ve “Avusturya İşçi Marşı”, sonrasında sürekli karşıma çıkan, söylemeye doyamadığım marşlar olarak hayatıma girdi. Üçünün de hikâyesini çok sonra öğrendim. Kökenlerini araştırdım, memlekette ilk ne zaman söylendiklerini merak ettim. Grup Yorum sayesinde ‘80’li yılların yasaklarını kıran, yeniden ortalığa çıkan bu marşlar, ‘70’li yılların ortalarından bu yana hayatımızda.

“Kuvvetli ol, neşeli ol, hayda komsomol”

Bu marşların topluca karşımıza çıktığı ilk albüm, 1974 yılında Almanya’da yayımlanan “İşçi Şarkı ve Marşları”. M. Erdemir yönetiminde Avrupa Türkiyeli Toplumcular Federasyonu (ATTF) İşçi Korosu’nun yorumladığı devrimci şarkı ve marşlardan müteşekkil albüm, bahsi geçen marşların Türkçe versiyonlarını plak üzerine ilk kez raptetmiş. Sadece bunlar değil, “Enternasyonal” de var bu albümde. Düzenlemeleri yapan M. Erdemir, Tahsin İncirci’nin müstear ismi. Onu, Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan yaptığı besteyle tanıyoruz: “Deli Kuşun Öttüğü”. Adı bir şey ifade etmiyor olabilir ama sözlerini yazdığım anda eşlik edeceğiniz aşikâr: “Hey göklere duman durmuş dağlar hey / Değirmenin üstü her gün yel olmaz / Dinle ağa, dinle paşa, dinle bey / Sön söylersin o susar mı belli olmaz…” Ahmet Kaya’dan Grup Yorum’a, Sadık Gürbüz’den Selda Bağcan’a pek çok isim tarafından seslendirilen bu ezgiye de ilk kez bu plakta rastlıyoruz.

Burada bir virgül koyayım: Açık Radyo’da geçtiğimiz yıldan beri Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı yapıyorum. Hafta içi her sabah 7’de yayımlanan bu program, günün tarihi ve hatırlattığı şarkılardan müteşekkil. 25 Ekim 2016’da başladım, bu yıl aynı tarihte sonlandıracağım. 25 Ekim, Jül Sezar tarafından kabul edilen Jülyen takvimine göre Ekim Devrimi’nin yıldönümü. 16. yüzyıla kadar kullanılan bu takvim, 128 yılda bir 1 günlük kayma oluşturduğu için yerini Gregoryen ya da bildiğimiz adıyla Miladî takvime bırakmış. Şu anda kullandığımız takvime göre bu yıldönümü, 7 Kasım. Programda her iki tarihte de kutladığımı söylememe gerek yok sanırım…

İlk programda çaldığım şarkılardan biri, bir Mehmet Celal şarkısıydı: “Komsomollar”. Sözleri, devrimi anlatıyor: “Kızıl bir karanfil tutmak için / Sıkılan binlerce yumrukla / Sınıf kinini kusmak için / Yepyeni bir dünya kurmak için / Saflara dizilen yürekler // Komsomollar / Kavgada parti neferleri / Komsomollar / Devrimin tunç bilekleri / Düşersen devrim şehidi…”

Mehmet Celal, memleket dışında “Fırtınadan Önce” adlı bir albüm yapmış, bu albümle geniş kitlelere ulaşmıştı. 2000 yılında nihayet Türkiye’de yayımlanabilen bu albüm, Nâzım Hikmet’in şiirinden bestelenen bir başka “Komsomol”u da içeriyor: “Kızıl bayrak dikildi kürenin mihverine / Mihverin kutuptan çıkan en sivri yerine / Uzun ağır balyozları bellerine takarak / Keskin orakları güneşte şimşek gibi çakarak // Bekliyor pusu / Proletarya ordusu / Sen de atla kızıl taya / Hazır ol / Komsomol / Kavgaya! // Beyaz orduları dumanlı ufuklar gibi önüne katan / Dörtnal giden atının uzanan boynuna yatan / Yalın kılınç / Bir kızıl süvarisin // Gamın kederin tüylerini bir kara tavuk gibi yol / Kuvvetli ol / Neşeli ol / Hayda komsomol!”

Albümde, meşhur Quilapayun şarkısı “El Pueblo Unido Jamas Sera Vencido” da var. Elbette Türkçe versiyonuyla: “Yürüyelim güzel geleceğe / Önümüzde şanlı bayrağımız / Yeni açan al bir çiçek gibi / Karanlığın ortasından fışkırarak / Kızıl şafak tutuşturur göğü / Doğan günü haber verir bize…” 11 Eylül 1973’te Pinochet’nin Salvador Allende’ye karşı yaptığı darbe sonrası Şili halkının acılarını anlatan Inti Illimani ve Quilapayun sayesinde darbeye karşı duranların, direnenlerin sesi, bu marşla dünyaya yayıldı.

14 Kasım 1976’da, (sonradan Lütfi Kırdar Kongre Merkezi adını alan) Spor ve Sergi Sarayı’nda Türkiye İşçi Partisi tarafından düzenlenen Şili Halkıyla Dayanışma Gecesi’nde, bu marş, Şilili devrimcilerin sesini İstanbul’a taşıyan ozanlar Isabel ve Angel Parra ile Patricio Castillo tarafından seslendirilmiş, onlara Ruhi Su ve Rahmi Saltuk’un da içinde olduğu TİP Korosu yukarıda andığım Türkçe sözlerle eşlik etmişti. İstanbul’da düzenlenen gecenin kayıtları, plak olarak yayımlandı. Plakta, “El Pueblo Unido Jamas Sera Vencido” dışında “Venceremos”un da Türkçe – İspanyolca versiyonu var.

Şarkılara sirayet eden devrim

Grup Yorum, “Venceremos”u (ya da tercih ettikleri adıyla “Venseremos”u) yıllar sonra yeniden Türkçe söyleyen topluluk. Yazık ki, bir dörtlük, (o dönem albümleri denetleyen ve sakıncalı sözlere izin vermeyen) bandrol kurulu yüzünden albüme girememiş: “Geçmişe ağlamak fayda etmez / Gelecek mutlak sosyalizm / Yarını bugünden kuracaksın / O senin tarihin olacak…” Topluluk, sonrasında da pek çok marşı yeniden ortalığa çıkarttı ve bunların çoğunu 1997 tarihli “Marşlarımız” albümünde topladı. Albümde, beynelmilel marşların yanında (“millî” olmayan) “yerli” marşlar da vardı ama bu yazıyı ilgilendiren asıl şarkılar, külliyatın evveliyatından: “Direnişçilerin Cevabı” ve “Dünya Halkları Kardeştir”. İlki, 1990 tarihli beşinci Grup Yorum albümü “Gel ki Şafaklar Tutuşsun”dan: “Soyun dedi düşman inançlarından / Dört kızıl ok fırladı yayından / 17 Ekim depremini yaratan / O güçlü fırtınayı yaratan / Krallar imparatorlar beyler diktatörler yıkanız /…/ Biz nerede doğum sancısı / Atlarımızı oraya sürdük / Kızgın ve kızıl kor atlarımızda / Hep dalgalı anaforlara daldık // Can aldık canı esirgemedik / Çok yendik çok yenildik // Topların tankların -ki ustasıyız / Uçlarında sallanan bizlerdik // Hey Stalingrad'da şaha kalktık / Filistinlerde direndik Kızıldere'de direndik…”

Yazıyı besleyecek diğer Grup Yorum şarkısı, 1995 tarihli “İleri” başlıklı albümden: “Dünya Halkları Kardeştir”. Bir önceki şarkının bıraktığı yerden (“And Dağları’ndan Sierra’lardan”) başlıyor ve dünya halklarının devrimci mücadelelerine selam çakarak ilerliyor: “Şafağın ilk sahibi biz olmuşken / Kopardılar her şeyi ellerimizden / Bir kez daha gürleyecek halklarımız / Sovyetler ufukta / Sovyetler'den selam dostlara…” Şüphesiz bir dönem hepimizi heyecanlandıran şarkılar bunlar –ki o heyecanın hâlâ ilk gün gibi içimde oluşu, kendi adıma beni mutlu ediyor.

Grup Yorum bahsi açılmışken, onlarla yeniden gündeme gelen bir ezgiden söz etmenin tam sırası: “Çav Bella”. Şarkıya kaynaklık eden “Bella Ciao”, memlekete talihsiz bir giriş yapmış ve Sezen Cumhur Önal’ın yazdığı sözlerle Mehmet Taneri’nin seslendirdiği “Sen Sen Sen” adlı bir “aranjman”a dönüşmüştü. Bu İtalyan türküsü, Mehmet Celal albümünde de bildiğimizden farklı (ama anlamca aynı) sözlerle karşımıza çıkmıştı. Sonrasında, bugünkü hâli, diğerlerinin yerini aldı.

Ekim Devrimi, şarkılara sirayet etti, ediyor, edecek. Benimki, bir hafıza tazeleme. Daha Bandista’dan bile söz etmemişken, Ekim Devrimi’ne selam çakan Nâzım Hikmet dizelerini (“Salkım Söğüt”) besteleyen Baran’a lafı getirmemişken yazının sonuna ermek durumundayım. Son sözü, Grup Ekin söylesin. İtalyan işçi marşı, “Avanti Popolo”, onların sayesinde yeniden söylenir olmuştu. Marşı İtalyanca, Türkçe ve Kürtçe sözlerle seslendiren topluluk, ilk albümleri “Kavgayı Seçtim”de İlya Ehrenburg’un dizeleriyle Ekim Devrimi’ni anmıştı. Yazı biterken dilimize bu şarkı takılsın: “Ötekilere bıraktık / Güneşi karşılamayı / Nasıl ama nasıl isterdik / İsterdik biz de yaşamayı // Erken öleceğiz / Seninle biz / Şafaktan önce öleceğiz // Madem ki biz partizanız / Zincirin ilk halkasıyız / Erken öleceğiz / Seninle biz / Şafaktan önce öleceğiz…”