Katar – Suudi Kavgası: Çetelerarası anlaşmazlık

Mustafa Kemal Erdemol / 01-07-2017

Katar ile Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkeler arasındaki krizin aslında “Arap Baharı” denilen sürecin sonundaki gelişmelerle şekillenmiş konumlanmalara bağlı olduğu biliniyor. Süreçle birlikte etkisini de gücünü de daha fazla belli eden İslamcılık’a her anlamda destek veren ülkelerin başında Katar geliyordu.

Katar, bir doğal gaz devi olmasına rağmen “Arap Baharı”nın bazı ülkelerde yol açtığı rejim değişikliklerinden kendisinin de pay alacağını başından beri bile bir ülke. Şimdiki Emir’in babası Şeyh Hamad Bin Khalifa Al Tani, ülkesinde yönetime karşı bir ayaklanmanın önünü kesebilecek en iyi önlemin toplumun refah düzeyini yükseltmek olduğunun bilincinde olan, tüm çabasını da bunu sağlamaya adayan bir liderdi. Oğluna devrettiğinde Katar, bölgenin gerçek anlamda yıldızı bir ülke durumundaydı. Ancak “Arap Baharı”nın tüm İslam coğrafyasını etkisi altına alan genişlemesinin farkına vardığında, sürecin sarstığı ülkelerdeki “isyancıları” destekleme tutumuna hızla büründü.

Bu destek İslam ülkelerinde gerçekten demokrasi isteyen güçlerden çok, demokrasi ya da birey özgürlüğü gibi kavramlara itibar etmeyen İslamcı örgütlere yönelik oldu hep. Bu nedenle de “Arap Baharı”nın kimi aktörlerinin demokratik (!) taleplerini destekleyen bir ülke olmaktan çok “terör örgütlerini” destekleyen bir ülke olarak bilindi. Bunun en yakıcı örneği, Muhammed Mursi’nin, bir ordu darbesiyle (halk destekli olduğu da unutulmamalı) cumhurbaşkanlığından uzaklaştırıldığı Mısır’da, Mursi’nin de mensubu olduğu Müslüman Kardeşler (MK) örgütüne destek vermesiydi.

Katar’ın bu tutumu, MK’yi başından beri “terör örgütü” olarak tanımlayan Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) tepkisine yol açtı.

Örgütlere fidye kılıklı para yardımı

Burada Katar’ın “teröre mali destek” vermekle suçlanmasına kanıt olarak sunulan bir olayı da anımsayalım. 2015’in Aralık ayında Katar Kraliyet ailesine mensup 26 kişinin Irak’ın güneyinde avlanırken El Kaide bağlantılı Tahrir el Şam örgütünce kaçırılması üzerine Katar’ın söz konusu örgüte 300 milyon dolar fidye ödediği ileri sürülmüştü. Irak’ın avlanmak ya da herhangi bir sosyal aktivite için uygun bir coğrafya olmadığını söylemeye gerek yok. Bir çok çevre bunun cihatçı örgüte para ödemek için bir kurgu olduğunu söylemişti.

Katar’ın yine 2015’de bu kez İran’ın desteklediği Hizbullah Tugayları tarafından kaçırılan vatandaşları için adı geçen örgüte 1 milyon dolara yakın fidye ödediği iddiası da sık sık dile getiriliyor.

Suudi Arabistan ile BAE için MK da, El Kaide ile İran da aynı derecede “düşman” kabul ediliyor. Dolayısıyla Katar’ın bunların hepsine maddi yardımda bulunmuş olması bu iki ülke için kabul edilmesi imkansız bir durum.

Hem saldırgan koalisyonda hem de karşı

Katar’ın konuyu yakından bilenlerin de anlam vermekte zorlandıkları kimi tutumları var ki gerçekten çelişik tanımını hak ediyor. Ancak bazı “uğursuz” oyunları bozan bir tarafı olduğu da inkar edilemez bunun. Örneğin Katar, Yemen’e ABD desteğiyle saldıran Suudi Arabistan’ın başını çektiği koalisyonun üyesi ama Yemen’in egemenliğine saygı duyulması gerektiğini de söylüyor bir yandan. Suudi Arabistan’a göre Katar bununla kalmayıp, Yemen’de Suudi işgaline direnişin liderliğini yapan Şii Husileri (aslında ritüelleri Sünnilere en yakın olan Şii topluluğudur) destekliyor da.

İddialar ya da suçlamalar bununla bitmiyor tabii. Katar, Suudi Arabistan’ın Şii nüfusun çoğunlukta olduğu Katif kentindeki bazı Şii grupları da desteklemekle suçlanıyor Riyad tarafından.

Özellikle “Arap Baharı” süreciyle birlikte Katar’da Suudi karşıtı bir konum alışın yoğunlaştığı görülüyor. Örneğin Libya’da şu an önemli bir aktör durumuna gelmiş olan ABD destekli General Halife Haftar’a Suudi Arabistan ile BAE’nin büyük desteği var. Katar ise tam tersine Haftar karşısındaki güçleri destekliyor.

Katar’ın Hamas’la ilişkisi de izaha muhtaç bir durum sergiliyor. Söz konusu örgüt Sünni bir örgüt, dolayısıyla Katar’ın desteğini vermesi doğal. Ancak aynı örgüt, Filistin davasına yıllarca destek veren Suriye tarafından da (Hamas’ın Filistin için mücadele ettiği yanılgısıyla) desteklenmişti. “Arap Baharı”nın emperyal piyonlarının Suriye’yi vurduğu ilk dönemde ülkeden kaçıp Katar’a sığınan bir örgüt Hamas.

Neden şimdi gerildiler?

2014’de Mısır’daki darbe nedeniyle aynı ülkelerin Katar’a tavır almasından sonra düzelen ilişkiler şimdi neden bozuldu? İlk neden Trump faktörü. İslamofobik söylemlerine karşın ülkesinin Suudi Arabistan’la ilişkilerini daha da geliştireceğini belli eden Donald Trump’ın başkanlığı döneminde Suudi Arabistan İran’la yapılan ABD/Batı ülkeleri anlaşması yüzünden ABD ile kopma noktasına gelen bağlarını yeniden güçlendirdi. Katar’a yönelik boykot/izolasyon kararı alınmadan çok kısa süre önce ABD’nin Suudi Arabistan’a 110 milyar dolarlık silah satması rastlantı değil.

ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve gelir gelmez İran düşmanlığını yeniden gündeme getirmesi Suudi Arabistan için de iyi bir fırsatın doğmasına yol açtı. ABD/Batı ile yapılan anlaşma sonucu İran’ın yeniden dünya siyasetine kabul edilmesiyle gücünün azalacağını bilen Suudi Arabistan bu nedenle dönemin Başkanı Barack Obama yönetimi ile ilişkilerini bozmuştu. İran karşıtlığını, İran’la ilişki kuran ülkelere tavrını ancak Trump gibi bir “deli” yardımıyla alabilirdi. Trump’ın İran’a bakışı da İslam ülkelerinin genelini değerlendirişi de Suudi Arabistan ile uyum içinde.

Katar’a neden bu tavır alındı?

Üç nedeni var. Bunlar arasında en az “görünür olan”dan başlayalım. Katar, özellikle bir saray darbesi sonucu babasını deviren yeni Emir’le birlikte dış politikasını değiştirme sürecine girdi. Bu süreçte Suudi Arabistan’la hep var olan rekabetini ciddi bir yarışa çevirdi. Suudi Arabistan’ın Yemen’i ABD desteğiyle işgal etmesini, Riyad’ın bölgede yayılma fırsatına dönüştürmesinden memnun değildi Katar. Bunu farklı biçimlerde belli de etti zaten. Suudilerin yönettiği bir emirlik olma istemiyor her şeyden önce. O nedenle İran dahil birçok Müslüman ülkeyle ittifaklar yapma yolunu seçti uzun süredir. Bunlardan biri de Türkiye’dir örneğin. Katar'da bir Türk üssü kurulması Suudi Arabistan’la girdiği rekabette Katar için ciddi üstünlük kazandıran bir karar. O üs Suudi Arabistan’a da bir mesaj olarak okunmalıdır.

İkinci neden; İran’la yakınlaşmadır doğru ama dile getirilmeyen üçüncü bir neden daha var, o da Katar’ın başından beri “teröre” destek vererek kaosa itilmesinde büyük payı olan Suriye konusunda politika değişikliğine gitmesi. Katar ile Suriye arasında hem de 2013’ten bu yana görüşmeler yapılıyor. Katar bunu açıkça savunabilecek bir ülke değil, Suudileri, Körfez prensliklerini göze alarak bu değişikliği hızlandıramasa da bu politika değişikliği biliniyor.

Katar İran’la neden yakınlaştı?

Bunca zaman Suudi Arabistan ile birlikte İran karşıtı kampta en başta olan Katar İran’a neden yakınlaştı peki? Nedeni doğalgazdır. Katar doğalgazda dünyanın en önde gelen ülkesi. İran’ın ABD/Batı ile yaptığı nükleer enerji anlaşması sonrası petrol/doğalgaz piyasasına güçlü dönmesi Katar’ı etkileyecek bir gelişmeydi. Yeni Emir bunun farkında bir lider. Yakın bir tarihte İran’a yönelik yaptırımların kalkması durumunda bu alanda Katar tekel olamayacak, sahayı İran’la paylaşmak durumunda kalacak. Rekabeti, düşmanlık yerine ortak çıkarları gözeten bir “ortak çalışmaya” dönüştürmek Katar’ın işine daha çok gelirdi. O nedenle İran’a karşı yumuşadı. Bunun Suudi Arabistan ile Trump ABD’sinin hoşuna gitmesi beklenmezdi tabii.

İran’la yakınlaşan, Suriye konusunda da eski tutumunu değiştiren Katar buna ek olarak Rusya ile de yine doğal gaz üzerinden yeni bir “anlayışlı” ilişkiler geliştirebilir. Bunların toplamı ABD/Suudi Cephesi’nde Katar çatlağı demektir.

Katar’la diplomatik ilişkilerini kesen ülkelerden Mısır’ın bu tutumu almasında İsrail’le geliştirdiği “yakın” ilişkilerle, ABD’nin desteğini sürekliliğe çevirme politikasının etkisi var. Hamas’a verilen Katar desteği Mısır’ın İsrail’le ilişkilerinde arzu etmediği bir durumdur. Sisi, Katar karşıtı cephede yer almakla Trump’ın muteber diktatörleri arasına girmiş bulunuyor. Sisi’nin bir “darbe lideri” olduğu ABD ile Batı’nın gündeminde değil artık.

Uzun sürmeyecek

Tersini söyleyen çok ama, “gerekirse savaşırız” demiş de olsa Katar’ın bu duruma uzun süre dayanabileceğini sanmıyorum. Katar, Suudi Arabistan ile dostlarının hışmına uğramış da olsa, diğer ülkelerin destek verecekleri bir ülke değil. Bölgedeki tüm gerici devletdışı oluşumların büyük destekçisi olduğu biliniyor. Bölgedeki kargaşadan, kaostan birinci derecede bu uğursuz emirlik de sorumlu. Suudilerin başını çektiği blokun uzun dönem suç ortaklığını da yaptı. Dolayısıyla bunların aralarındaki kavga “çete üyeleri” arasındaki kavga. Eğer Katar kendince nedenlerle İran’la yakınlaşmasa, Suudi egemenliğine itiraz etmese tüm bunlar yaşanmış olmayacaktı.

Katar yakın bir zamanda “hizaya” getirilecektir.