"Birlikte oluşturacağımız gücün yaratacağı umuda ihtiyaç var"

Gezi’nin 4. yılında Mücella Yapıcı ile söyleşi: / 01-06-2017

Taksim Dayanışması Sözcüsü ve Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi ÇED Danışma Kurulu Sekreteri Mücella Yapıcı ile Gezi Direnişi'nin 4. yıldönümünde konuştuk. Yapıcı Gezi'de kurulan o etkileşimle birbirini gören, acı ve politika yarıştırmaktan vazgeçen, temelinde barışın, eşitliğin, özgürlük ve adaletin olduğu bir platformda yan yana gelmemek için hiçbir neden yok dedi.

Herkesin Gezici olma nedeni kendine hastı

Rıfat Doğan: Mesele üç beş ağaç meselesi değil sözü Gezi Direnişi sırasında çok sık tekrarlandı. Zaten Gezi öncesi üniversitelerde, taraftar gruplarında, hatta daha da öncesine gidersek Cumhuriyet mitingleri sırasında biriken büyük bir tepki vardı. Sizce Gezi Direnişi'ni ortaya çıkaran dinamikler ve sorunlar nelerdi?

Mücella Yapıcı: Sayısız etken ve dinamik var kuşkusuz ama en büyük etkenlerden birisi kentin emek, demokrasi ve cumhuriyet değerlerinin simgesi olan ve toplumun her kesiminden birey ve grupların itirazlarının, sevinçlerinin, protestolarının, bayramlarının mekanı olan Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’nın ortadan kaldırılmasına yönelik hukuksuzluk ve keyfiliğin yarattığı huzursuzluk, bunun üzerine bir araya gelen odalar, sendikalar, partiler, STK’lar, platformlar, semt ve mahalle örgütlerinin, aynı zamanda duyarlı bireylerin bir dayanışma içerisinde 2012’den itibaren yürüttükleri ısrarlı ve örgütlü çalışmalar olmuştur.

Aylarca tutulan nöbetler sonucu 100 bini aşkın ıslak imza toplanmıştır. Bütün bu çalışmalara ve koruma kurulundan alınan kararlara rağmen 27 Mayıs 2013 gecesi parka yapılan hukuksuz müdahale ve parkın ağaçlarının kesimine engel olmak isteyenlere yönelik amansız ve acımasız şiddet, toplumun içinde uzun yıllardır biriken itirazın Gezi Direnişi olarak ortaya çıkmasındaki en önemli dinamiktir.

Ayrıca kadınlar, LGBTİ bireyler üzerindeki baskılar, içki yasakları, hayat tarzına yönelik müdahaleler, diyanetin açıklamaları, beyaz-mavi yakalı emekçilerin seçilen rant ve tüketime dayalı sermaye yanlısı politika ve ekonomiye bağlı nedenlerle yaşadığı işsizlik ve güvencesizlik, eğitim politikalarının dönüşümü, gençliğin yaşadığı geleceksizlik hissiyatı, özelleştirmeler, kentsel dönüşüm politikaları, hukuksuzluk ve adaletsizlik gibi sorunların toplumda biriktirdiği, yaratılan şiddet ve korkuyla bastılrılan iç sıkıntısı; hep birlikte artık yeter deme halinin Gezi Direnişi olarak ortaya çıkmasına neden oldu. Demem o ki, herkesin Gezici olma nedeni kendine hastı…

Gezi bitmedi devam ediyor...

R.D.: Gezi Direnişinde ortaya çıkan sokak eylemlilikleri haftalar süren direnişten sonra geriye çekildi. Hatta zamanla polis şiddeti, bombalı eylemler ve AKP hükümetinin baskıları sonucunda Türkiye'de sokak eylemleri hiç olmadığı kadar azaldı. Kimileri bu duruma bakarak Gezi'nin başarısız olduğu sonucunu çıkarıyor. Sizce Gezi Direnişi başarısız mı oldu? Ya da bugüne neler bıraktı?

M.Y.: Başarılı mı başarısız mı? Gezi'ye muhasebeci gibi bilanço yapar bir gözle bakılmasından; Gezi Direnişini olmuş bitmiş, başı sonu belli bir süreç olarak değerlendirmekten yana değilim. Bunu neden söylüyorum; böyle pragmatist bir gözle bakarsak, evet Gezi başarılıydı çünkü parka Topçu Kışlası’nı yaptırmadık ve parkı kazandık. Yine aynı gözle ama başka bir açıdan bakarsak 8 canımızı kaybettik. 34 yurttaş gözünü kaybetti. Binlercesi yaralandı, katillerin davalarının bir bölümü cezasızlıkla sonuçlandı. Çoğunun soruşturmaları kapatılırken, bir bölümünün soruşturmaları dahi açılmadı. İdareciler ve azmettiriciler yargılanmadı. Taleplerimiz hale yerinde duruyor. Bu açıdan baktığımızda ortada başka bir durum var. Ancak pragmatist başarı ölçümlemelerine girmeyi bir yana bırakıp, omuz omuza, farlılıklarımızla barışık siyaset eyleme kültürü, dayanışma, direniş, empati duygularını, homofobiden başlayarak her türlü ayrımcılıkla yüzleşme halini, referandum çalışmalarına dahi yön veren Gezi Ruhu dediğimiz kazanımları, onlarca kent dayanışmasını, forumlar, platformlar, meclisler, hareketler halinde bir araya gelen ve halkla buluşan siyasi ortaklıkları ve sivil itaatsizlik ve barışçı toplumsal eylemlilik konusunda dünyaya ilham olmuş Gezi Direnişi’ni düşünürsek henüz bitmediğini ve devam etmekte olduğunu görürüz.   

Birlikte oluşturacağımız gücün yaratacağı umuda ihtiyaç var

R.D.: Gezi Direnişi aynı zamanda çok çeşitli AKP karşıtı kesimleri bir araya getiren, Türkiye'nin modern tarihi boyunca ortaya çıkmış belki de en kitlesel direnişti. Bu birliktelik ve AKP karşıtı muhalefet genel olarak dağınık olsa da hala belli gündemlerde bir araya gelmeyi başarıyor. Mesela referandum böyle bir gündemdi. Ancak bu birliktelikten şimdiye kadar daha örgütlü bir hareket ve ortak mücadele programı çıkmış değil. Sizce böyle bir programın ortaya çıkması mümkün müdür? Mümkünse bu ortaklık hangi noktalarda yakalanmalı ve ileri bir programın temel başlıkları neler olmalı?

AKP karşıtlığıyla Gezi'yi sınırlayamayız. Farklı tahayyülleri ve dertleri olan insanlar vardı. Örneğin, Anti-Kapitalist Müslümanlar diye bir grup vardı. Buna sistem karşıtlığı diyelim. AKP'de billurlaşan politikalara karşıydı Gezi'deki kitle. Basit bir örnek verelim: Büyükçekmece'de Albatros Parkı'nın satışına da karşı bu kitle.

Bütün bunları yapabilmek içini mücadele programlarını tartışabilmek için, asıl olarak haklar, eşitlik, özgürlük, adalet kavramları çerçevesinde yan yana gelmek gerekiyor. Bence acil ihtiyacımız odur. Ben mücadele içinde bu birlikteliklerin oluşabileceğine inanıyorum, yoksa masa başında olmaz bu işler. Biz zaten mücadele ve eylemlikler içinde o birlikteliği kurmayı başarıyoruz. Bu konudaki asıl ve kapsamlı önermeler haddimi aşar ve siyasi hareketlere düşer. Ben politik ve kentle uğraşan bir kadın yurttaş olarak bir arınma, sadeleşme, özeleştiri yapılması gerektiğini, eski siyasi reflekslerimizi şöyle bir sallamamız gerektiğini düşünüyorum. Çok fazla şartlanmış hallerimiz var. Sonuçta sosyalistler sosyalist bir program, emeğin programı etrafında birleşir ama bunu toplumla tartışabilmemiz ve birlikte yola çıkabilmemiz için acilen omuz omuza vermek, asgari ve hayati taleplerimiz konusunda siyasi mücadele ve direniş programı inşa etmek durumundayız. Bence bu ağır hukuksuzluk ve korku yaratmaya yönelik baskı ortamında toplumun yoğun bakıma alınmaya ve birlikte oluşturacağımız gücün yaratacağı umuda ihtiyacı var.

Aslında bu noktada çok olumlu noktada olduğumuza inanıyorum çünkü Hayır çalışmaları insanların birlikte bir şeyler yapabileceklerini gösterdi. Bulunduğumuz bu noktadan birbirimizi anlayarak, dinleyerek, o Gezi'de kurulan empatiyi kendimiz için de kullanarak ve o eski şartlanmışlıklarımızdan ve dayatmalarımızdan vazgeçip Gezi'de kurulan o etkileşimle birbirini gören, acı ve politika yarıştırmaktan vazgeçen, temelinde barışın, eşitliğin, özgürlük ve adaletin olduğu bir platformda yan yana gelmemek için hiçbir neden yok.

Son söyleyeceğim ve görünen durum şudur: Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!