Çelişki halinde sınıf: Orta sınıf üzerine…

Hakan Yurtsever / 01-02-2018

“Orta sınıf”, günümüzde çoğu kez tanımlanmadan, hangi çözümleme araçlarıyla, hangi olgu ve ilişkileri anlattığı ortaya konulmadan,  herkesin kendisine göre bir anlam yüklediği, ama çoğunluğun neredeyse mutlak, tartışılmaz bir “hakikat” olarak kabul ettiği bir düzlemde tartışılıyor.

İç tutarlılığı olan bir zemin için, genel olarak sınıfla, özel olarak da orta sınıfla ilgili tanımsal ve tarihsel bir çerçeve gerekiyor.  

Tanımsal çerçeve

Engels, Komünist Manifesto’nun 1888 tarihli İngilizce baskısının “Burjuvalar ve Proleterler” başlıklı bölümüne şöyle bir not eklemişti: “Burjuvazi denince, toplumsal üretim araçlarının sahipleri olup ücretli emeği sömüren modern sermayeciler sınıfı, proletarya denince kendi üretim araçlarına sahip olmadıklarından emek güçlerini satmaya muhtaç olan modern ücretli işçiler sınıfı anlaşılır.”[1]

Bu tanımı esas alarak, kapitalist bir toplumsal formasyonda, emeğin ürettiği artık değer toplamından kâr, faiz ve rant biçiminde pay/gelir alanların sermaye sınıfını; üretim araçlarından yoksun, yaşamak için emek gücünü satmak zorunda olan, üretim etkinliği sermaye tarafından denetlenen, sömürülen ya da sömürülmeye hazır durumda olanların ise proletarya sınıfını oluşturduklarını yazabiliriz.

Gerçek yaşamda insanlar bu iki temel sınıf tanımındaki arılıkta öbekleşmiyorlar. Öteki sınıf ya da sınıflarla ilişkiler, verili sermaye birikim modeli, tarihsel siyasal süreçler, sınıf mücadelesi vb. içinde yaşam buluyorlar. Konumuz açısından daha önemlisi, kapitalist bir toplumda, yukarıdaki tanım açısından iki temel sınıftan biri içinde sayılmayacak “ara” ve “çelişkili” sınıf konumları olabiliyor.

Orta sınıf sorunsalı buraya oturuyor.

Temel sınıflarda olduğu ölçüde köşeli olmasa da iki temel sınıf arasında yer alan “orta sınıf” ya da aynı anlama gelmek üzere “küçük burjuvazi”nin sınıfsal konumu ve tanımıyla ilgili bir Marksist çerçeve de var ve birazdan onu özetlemeye çalışacağım. Ama ondan önce, “orta sınıf”la kastedilen sınıfsallığın tarih içinde uğradığı değişiklikle ilgili bir parantez açmak gerekiyor.

Tarihsel çerçeve

Burjuvazi, tarih sahnesine çıktığı zamanın orta sınıfıydı.

Marx ve Engels 1848’e kadar, “orta sınıf”ı hep burjuvazi için kullandılar. “Burjuvazi” tarih sahnesine, feodal aristokrasiyle emekçi sınıflar arasında ya da ortasında bir sınıf olarak çıkmıştı. On sekizinci yüzyılın burjuvazisi, bir kentli sınıflar yelpazesiydi. “Üçüncü” katmandı. Burjuva devrimleri döneminin feodalizme karşı, devlet iktidarı için mücadele eden kentli sınıflar koalisyonuydu.

Burjuva toplumu on dokuzuncu yüzyılın sonlarında çözülmeye başladı. Geniş ve katmanlı burjuva sınıf kendi içinde ayrıştı. Sermayenin sanayici, tüccar, rantiye bölümleri “orta sınıf” konumundan “egemen” ya da “üst” sınıf konumuna yükselerek “kapitalist sınıfı” oluşturdular. Burjuva orta sınıfın eğitilmiş kesimi olan serbest meslek sahipleri, kentlerdeki küçük zanaatkârlar, kırlardaki küçük toprak sahibi üreticiler ise iki temel sınıf arasında ve “orta”sındaki konumlarını sürdürdüler.

Marx ve Engels, bu yeni durumu anlatmak üzere “orta sınıf”ı bu kez küçük burjuvazi için kullanmaya başladılar.  Manifesto’nun “küçük burjuva sosyalizmi” adlı bölümünde küçük burjuvaziyi geçiş halinde olan bir “ara sınıf” olarak tanımladılar.

Orta sınıf küçük burjuvazinin üretim ilişkileri içindeki yeriyle ilgili bir tanımsal çerçeve için en iyisi Marx’a başvurmak.

Marx, Artı-Değer Teorileri’nin bir yerinde şu soruyu soruyor:  “[H]iç emekçi çalıştırmayan ve bu nedenle kapitalistler gibi üretmeyen bağımsız zanaatçılarla köylülerin konumu nedir?” Soruyu yanıtlarken, deyim yerindeyse küçük burjuvazinin ekonomi politiğini de formüle ediyor:

“Kendi üretim araçlarıyla çalışan bu üreticilerin, yalnızca kendi emek güçlerini yeniden üretmekle kalmayıp bir artı-değer yaratıyor olmaları olasıdır; konumları, onların kendi artı-değerlerini ya da (bir bölümü, vergi vb. ile onlardan alındığı için ) artı değerlerinin bir bölümünü kendilerinin sahiplenmelerine olanak verir.

(…) Bağımsız köylü ve zanaatçı iki kişiye bölünmüştür. Üretim araçlarına sahip olarak kapitalisttir; emekçi olarak ise kendisinin ücretli işçisidir. Bu nedenle kapitalist olarak kendisine ücret öder ve sermayesinden kâr elde eder; yani ücretli işçi olarak kendini sömürür ve artı-değeri, emekçinin sermayeye borçlu olduğu haracı kendine öder.”[2]

Orta sınıf küçük burjuvazinin ayırt edici özelliği Marx’ın deyimiyle iki sınıfa bölünmüş olmasıdır. Çelişki halinde bir sınıftır. Üretim aracı sahibi değildir, ama kendi küçük üretim aracının (bugün için konuşursak, örneğin bir bilgisayarın), içinde yaşadığı konutun sahibi olabilir; üretimde karar verici, sermaye adına denetleyen, yöneten konumda değildir, ama bu nitelikteki kimi alt işlevlerde görev üstlenmiş olabilir; geliri esas olarak ücrettir, ama bu gelirin miktarı bir işçininkinden çok yüksek olabilir vb. Bu sınıfın, üretim ilişkileri içinde tuttuğu yer ile ait olduğu ideolojik-kültürel dünya ve yaşam tarzı örtüşmeyebilir.

Altını çizelim: Orta sınıf küçük burjuvazi, kapitalistin küçüğü değil, kapitalist sınıfın kimi tanımsal öğelerini taşıyan, ama aynı zamanda kendi emeğini sömüren, ne kapitalist ne de proleter olan, deyim yerindeyse melez bir sınıftır.

Sınıf mücadelesi

Sınıf, yalnızca bir konum değil, ilişkidir. Sınıflar, üretim sistemi içindeki konumları, üretim koşulları, öteki sınıflarla ilişkileri içinde var olurlar. Bu çerçevede bir sınıfı oluşturan bireylerin, ayrı bir sınıf olarak kendi kimliklerinin ve ortak çıkarlarının farkında olup olmamaları sınıf varlığının koşulu değildir.

Sınıfların, iktidar ve devrim mücadelesinin öznesi durumuna gelmeleri ise, sınıf konumlarının, geniş tanımıyla sınıf mücadelesinin kendiliğinden, otomatik olarak üreteceği bir sonuç değildir.

“Sınıflar mücadele içinde oluşurlar” Marksizmin temel önermelerinden biridir. Burada “oluşum”la bir sınıfın başka bir sınıfa karşı mücadele içinde toplumsal-siyasal bir taraf, özne olarak ortaya çıkması kastedilmektedir.

Sınıflar, devlet olarak örgütlenmiş bir toplumda var olurlar. Devletin rolü, egemen üretim biçiminin varlık/süreklilik koşullarını ve toplumsal oluşumun bütünlüğünü sağlamaktır. Marx’ın tasarımı, devletteki gelişmeleri birinci plana aldığı için siyasaldır.

Sınıf bilinci en genel ve kaba tanımıyla sınıf bireylerinin öteki sınıflardan ayrı, koşulları, çıkarları ve geleceği öteki sınıflarla çelişen, onlara karşıt bir topluluk olduklarının farkına varmasıdır. Sınıf bilincinin kaynağı üretim ilişkileri içindeki farklı konumlar ve bu konumların güdülediği pratik mücadeledir.

Orta sınıfın önemi de buradadır. Pozitif programı olan, kurucu bir sınıf değildir. Öte yandan, hiçbir devrim, hiçbir devrimin siyasal ordusu sınıfsal bakımdan saf değildir. Sınıfsal özellikleri nedeniyle küçük burjuva orta sınıf önemli bir bağlaşıklık (ittifak) gücüdür.

Tez ve anti-tezler

Bugünkü orta sınıf tartışmalarının temelinde proletaryanın erimekte olduğu, yeni orta sınıfın ise yükseldiği savları yer alıyor. Egemen eğilimin, geleneksel işçi sınıfının “burjuvalaşması”,  “orta sınıflaşması” olduğu öne sürülüyor.

Bu yazıda, bu savları hak ettikleri kapsamda ele alıp tartışmak olanaklı değil. En önemli üçünü tez-antitezler  biçiminde vermekle yetineceğim.[3]

Bundan önce bir not: Yeni teknolojilerin üretime hızla girmesinin yol açmakta olduğu en önemli sonuçlardan biri, meta üretimindeki canlı emek oranının düşmesidir. Yapay zekâ alanındaki gelişmelerle birlikte akıllı robotların canlı emeği yerinden edeceği, artık yalnızca hayal gücü geniş gelecekçilerin (fütüristler)  fantezisi değildir. Artık değerin tek kaynağı canlı emektir. Canlı emek sömürüsü bittiği anda kapitalizm de, onun sınıfları da yok olacaktır. Henüz burada değiliz. Aşağıdaki tez ve anti-tezler bu “henüz” kaydı akılda tutularak okunmalıdır.

Tez: Hizmet sektörünün, sanayi aleyhine büyümesi, işçi sınıfının eridiğinin, orta sınıfın büyüdüğünün kanıtıdır.

Anti-tez: Burada, en başta bir yöntem hatası var. Sınıflar, sektörlere göre sınıflandırılamazlar. İkincisi, hizmette çoğalma, ekonominin sanayisizleşmesi, maddesizleşmesi anlamına gelmiyor; maddi üretim, artık değer üretimi artarak devam ediyor. Hizmette çalışanların tümünü aynı sınıftan saymak yanlıştır. Hizmet sektörünün içinde de orta ve büyük işletme sahibi kapitalistler; küçük dükkân-kafe sahipleri, bakkallar, berberler, kuaförler, beyaz eşya bayileri vb. yani kendi emeğini sömüren “orta sınıf” küçük burjuvalar ve ana yığını oluşturan proleterler yer almaktadır.

Tez: Toplumsal olarak gerekli emek zamanın kısalması, emek üretkenliğindeki artış, giderek daha büyük ölçeklerde işsizliğe, geçici, güvencesiz emek gücüne yol açıyor. Güvencesiz işçiler, “prekarya”, “orta sınıf”, “sınıfaltı” ya da “alt işçi sınıfı” diye kavramlaştırılması gereken ayrı bir sınıftır.

Anti-tez: Değildir. Kapitalizmin derinleşen krizine ve Fordizm sonrası “esnek üretim” tekniklerine bağlı olarak işsiz ve güvencesiz işçiler kitlesinin 1945 sonrası “altın yıllara” oranla olağanüstü ölçülerde arttığı doğrudur. Ancak bu, kapitalist üretim ve sınıf ilişkileri açısından nitelikçe yeni bir durum değildir. İşçi sınıfının bir bölümünü işsizliğe, göreli artık nüfus yığınına göndermek kapitalizmin yapısal bir eğilimidir. Süreç, Marx’ın,  “Proletaryanın mutlak büyüklüğü ve emeğinin üretici gücü ne kadar büyük olursa yedek sanayi ordusu da o kadar büyük olur”[4] öngörüsünü doğrulamaktadır.

Tez:  Üretimdeki temel sermaye işlevleri olan gözetim, denetim ve yönetim işleri doğası gereği kafa emeği gerektirmektedir; bu işlevleri yerine getirenler (bunlara beyaz yakalılar deniyor) işçi sınıfına değil, orta sınıfa aittir.

Anti-tez: Marx, anonim şirketlerin kurulmasıyla birlikte, “sermaye sahibinin sadece bir sahip, sadece bir para kapitalisti haline geldiğini”, böylece sermaye mülkiyetinin gerçek yeniden üretim sürecindeki işlevden ve aynı şekilde bu işlevin de, yöneticinin kişiliğinde, sermaye mülkiyetinden tümüyle ayrıldığını“ yazmıştı.[5] Özel sermayenin, kapitalist toplumsal sermayeye dönüşmesiyle birlikte, kapitalistin üretimi kişisel olarak yönetme dönemi sona ermiş, kapitalist kişi, üretim açısından gereksiz hale gelmiştir. Bu, sermaye işlevi olan gözetim, denetim ve yönetim işlerinin özel bir emek türüne devredilmesi anlamına gelmektedir.  Bu işlevleri üstlenenler arasındaki hiyerarşi, gelir miktarı ve kaynağıyla birlikte farklı sınıf konumlarına denk gelmektedir. Örneğin, CEO’lar, üst yöneticiler, birçok ölçüt açısından kapitalist sınıfın bileşenleridirler. Ortalama işçi ücreti üstünde ve dışında geliri olmayan, denetim-gözetim hiyerarşisinin en altında yer alan mühendis ve ustabaşları proleterdir. Bu kesim içinde, üretim ve dolaşımda sermaye adına belli denetim ve gözetim işlevlerini yerine getiren, eğitim ve becerileri nedeniyle ücret gelirleri nitelikli işçilerden yüksek olanların orta sınıf “küçük burjuvazi” konumunda olduklarını söyleyebiliriz.

Tez: Sanayi toplumundan ”bilgi” toplumuna geçiş, maddi olmayan emek türlerinin üretimde ağırlık kazanması “kognitarya” ya da  “bilişimciler” denen bir orta sınıfın doğup büyümesine yol açmıştır.

Anti-tez: Bilgi-iletişimdeki emekçiler arasında yeni bir hiyerarşi ve katmanlaşma oluştuğu doğru olmakla birlikte, entelektüel meta üreticileri de üçlü sınıf ayrımının dışında değiller. Hiyerarşinin alt basamaklarındaki “büro yönetim destek” çalışanları, tıpkı bant başındaki emek gücü gibi, proleterlerdir. Nitelikli ve özellikli emek gücünün tepelerinde sınıf atlayan yeni kapitalistler yer alıyor. Üretim sürecindeki statüleri, gelirleri, eğitim ve mesleki özellikleriyle iki temel sınıf arasında bölünmüş olanlar ise orta sınıf özellikleri gösteriyorlar.

Sonuç yerine iki not

Bir: Proletarya, kendi içinde heterojen, katmanlı, kapsayıcı bir sınıfsallık, toplumsal proletarya olarak büyümektedir.

İki: İkili ve çelişkili varlığıyla orta sınıf küçük burjuvazi, hem çeşitli ideolojilere, onlardan etkilenmeye, hem de onları etkilemeye açık bir yerde duruyor. Bu sınıf, nesnel konumu nedeniyle bağımsız bir ideoloji ve siyaset üretme kapasitesinden yoksundur. Öte yandan, bu ara ve iki yöne açık sınıf konumunun doğal sonucu olan seçmecilik (eklektizm), ortalamacılık, sınıflar üstülük vb. görünümleri ve model olmaya elverişli yaşam biçimi orta sınıfa üretim ilişkilerindeki yerinin, ekonomik gücünün ötesinde bir ideolojik-kültürel etki gücü kazandırıyor.

Orta sınıfın, onu sınıf mücadelesi ve siyaset açısından önemli kılan en önemli özelliği budur. Orta sınıf ideolojisine karşı mücadele esastır. Bu mücadelenin, orta sınıf küçük burjuvazinin iç tutarsızlıklarını, özlemlerinin olanaksızlığını entelektüel-bilimsel bir derinlik ve pratik eleştiriyle ortaya koyan, ama aynı zamanda pozitif program bütünlüğü içinde o sınıf için de çıkış olacak yolu gösteren bir yöntemle yürütülmesi gerekiyor.