İran 2018: Olanlar, olamayanlar ve olacak olanlar!

Doç. Dr. Hakan Güneş / 01-02-2018

28 Aralıkta başlayıp 2018 Ocak ayı boyunca devam eden protestolar zinciri İran’da 1979’dan beri görülen belki de en önemli kitle hareketidir. Kitlesel gösterilerden farklı protesto ve eylem biçimlerine evrilen hareketin İran içinde ve dışındaki İranlılar, Türkiye kamuoyu ve ilericileri ve uluslararası aktörlerce nasıl algılandığı konuları  üzerinde durmayı hakkedecek türden birer fenomen haline geldiler. Ancak bundan önce geride bırakılan bir aylık süre zarfında 2018 İran Protestolarının ne şekilde geliştiği, kimlerin katıldığı ve neler talep ettiklerine bakarak geniş planlı bir fotoğrafına bakmakta yarar var. Bu fotoğrafa bakarken 2009 “Oyum Nerede?” direnişine/isyanına bakarak bazı kıyaslamalara başvurmak bu yeni sürecin dinamiklerini kavramada yardımcı olacaktır. Nelerin olduğuna baktıktan sonra başımızı kaldırıp bu kez nelerin olamadığına bakarak resmi yeniden anlamlandırmaya çalışacağız.

Bu yazının amacı olaylar hakkında basına yansıtılan ve aşırı derecede manipüle edilmiş enformasyonu yerli yerine oturtmak ve bundan sonrasında neler olabileceği sorusuna protestolar süresince neyin olamadığına bakarak yanıt aramaktır (Yazar, olaylar sırasında İran’da bulunamamış ancak farklı şehirler ve kesimlerden kişilerle görüşmeler yaparak teyit edebildiği bilgilerden hareket etmiştir).

İtiraz ve tezahürat

Farsça’da itiraz (Etiraz) tam olarak protesto demek.  İran’ın son büyük itirazlar zinciri 28 Aralık günü Meşhed’de başladı. On binlerce insan en son yumurta ve tavuk fiyatlarındaki artışta kendisini gösteren hayat pahalılığını protesto için sokağa döküldü. Rejimin organize ettiği resmi gösteriler dışında sokağa çıkmak, hele rejimi eleştiren sloganlar atmak hiç de sıradan bir olay değildi. Ancak olayı sıra dışı yapacak olan şey sadece bu tür bir gösterinin Meşhed’de neredeyse ilk kez yapılıyor olması değildi: Reformcu ve muhaliflere mahsus kıyafetler giyenlerin değil, muhafazakar giyimlilerin de ciddi oranda boy gösterdiği bir gösteri olması ve belki de en önemlisi devamında tüm ülkeye yayılacak olması 28 Aralık 2017 Meşhed İtirazını tarihi bir gün derecesine çıkartıyordu.

Ertesi gün Zencan, Kermanşah, Hurremabad, Esfehan ve Şiraz başta olmak üzere onlarca başka kente sıçrayan itirazlarda halk daha ziyade iş çıkışı, yani akşamüstü kentin ana caddesinde toplanıyor ve ekonomik, sosyal ve siyasal pek çok başlıkta itirazlarını dile getiriyordu. 30 Aralık’ta Tahran’a ulaşan protestolar irili ufaklı 142 (il ve ilçe düzeyinde) mahalde gerçekleşmeye başladı. Neredeyse her akşam ve  bazen gündüzleri de başka itiraz biçimleri ile yaygınlaştı. 

Ne radikal ne de ılımlı : Kahrolsun Ahundlar Düzeni!

Gösterilere katılanların işsizlik ve pahalılıktan yakındıkları gözden kaçırılamayacak bir gerçeklik ancak bunun ötesinde göstericilerin neyi talep ettikleri konusunda kafaları karıştıracak görüntüler ortaya çıkmaya başlamıştı: İlk kez sadece dini lidere (Merg ber Diktatur/ Kahrolsun Diktatör!) yönelik değil, reformcu cumhurbaşkanına da lanet okunduğu (Merg ber Ruhani! / Kahrolsun Ruhani) açıkça görülüyor ancak öte yandan da devrik Şah’a veya Suudi Kralı’na selam eden sloganlar da yansıyordu. Geniş halk hareketlerinde her türden eğilimin kendisini yansıttığı bilinen bir gerçekliktir. Ancak hareketin tamamını sadece yaygınlaşan sloganlar temsil eder ki ne Şah’a selam ne de Suudi Kralına ihtiram birkaç küçük gruptan fazlasında yankı bulamadı. Oysa “Merg ber Diktatur” 142 mahallin tamamında güçlü bir slogan haline geldi. Özellikle taşradan yansıyan görüntülerde ahundların yolsuzluğuna yönelik sloganlar yükseliyordu. Bu ekonomik sorunlar ve mollalar düzeninin bir arada eleştirilmesinden başka bir anlam taşımaz elbette. Kez zaman zaman halkına bütçe ayırmayan rejimin Suriye ve Yemen’e savaş için para aktarma siyaseti de eleştirilirken rejimin popülizmi hedefe konuyordu.

Diktatöre kahrolsun diyenler her yerde Ruhaniye de kahrolsun demediler ama 2009’dan farklı bir şekilde bu kez reformcuların da eleştirildiği, sistemin bir başka yanı olarak değerlendirildiğini gösteren sloganlar hiç de azımsanmayacak sıklıkta tekrarlanıyordu.

İster sertlik yanlısı ister ılımlı olsun kahrolsun “ahundlar” (mollalar) düzeni diyenlerin 2009 gösterilerinden ayrılan diğer özellikleri de daha yoksul, daha taşralı, daha genç ve daha radikal olmaları olarak özetlenebilir. Öte yandan bir kez Tahran’a sıçradıktan sonra payitahtın gençlerinin gösterilerin ruhuna damga vuracak sesleri ön plana çıkmaya başladı.

Zorunlu örtünme: Sistemin zayıf halkası

1979 İran Devrimi’nin islami bir devrime dönüşmesinin sembolü zorunlu örtünme olarak kabul edilir. Geride bırakılan 35 yılı aşkın bir süredir İran İslam Cumhuriyeti’nin teokratik karakterine yönelik en büyük itiraz da zorunlu örtünme kuralına yönelik olarak şekillenmektedir. Reformcu liderler zaman zaman (örneğin, Ruhani twitter mesajı ile) örtünmenin zorunlu olmaktan çıkarılacağı sinyali verdilerse de hiçbir zaman bu adımı atamadılar. Meşhed’de başlayan protesto zinciri Tahran’a vardığında başörtüsü zorunluluğu da itiraz manzumesindeki yerini aldı. Aslında yıllar önce başlamış ve zaman zaman çeşitli kampanyalarla yeniden gündem olan zorunlu örtünme kuralı “beyaz Çarşamba” eylemlerindeki formu devralarak başörtüsünün kamuya açık bir yerde çıkartılması ve sallanması biçiminde yaygınlaşmaya başlamıştır.

2018 itirazlarında ekonomik sorunlar ve siyasi yozlaşmanın yanında beklendiği gibi kadına yönelik dini ayrımcılık da ön plana çıkmıştır. Zorunlu örtünme İran kadını için sendikal haklar, örgütlenme özgürlüğü, sosyal ve ekonomik haklar kadar, hatta bunların tamamından daha da önemli bir sorunun sembolüdür. Eylemler kitlesel biçimde sürerken de, kitleler çekilip bireysel itirazlarla hareket devam ederken de beyaz başörtüsü kamuya açık alanlarda sallanmaya devam etmiştir.

Parklar, Duran Adam!

2013 Gezi eylemleri şiddetle bastırıldığında nasıl başka formlarda sürdüyse, İran 2018 itirazları da ilk iki haftalık yaygın kitlesel eylemlerin karşı gösteriler ve inzibat gücü ile bastırılması sonrasında farklı biçimlerde devam etti. Bunlardan ilki fabrika ve işyerlerinde ekonomik taleplerin öne çıktığı grev benzeri gösteriler olarak karşımıza çıktı. Bu süreç ekonomik haklar konusunda eylem yapmanın ve ekonomik haklar talep etmenin yaygın bir meşruiyet kazanmasına yol açtı. İrili ufaklı onlarca işyerinden eylem haberleri yansıdı ve halen de devam etmektedir.

Geri çekilme ya da form değiştirme anlamında yaşanan ikinci olay ise, bireysel beyaz başörtüsü sallamak şeklinde yapılan kadın (bazen erkekler de) eylemleri olmuştur ve hali hazırda yaygınlaşarak devam etmektedir.

Olmayan ya da olamayanlar: Örgütsüz bir halkı mollalar yeniyor!

İran’ı iyi bilen pek çok ilerici yazar 2009’da orta sınıfların alt sınıflarla bütünleşememesini eylemlerin sonunda güç kaybetmesinin nedeni olarak tespit ediyordu. 2018’de aynı çevreler bu kez alt sınıfların orta sınıflarla buluşamamasından yakınmaya başladı (bakınız, Asef Bayat). Oysa belki 2009’da alt sınıflar çok yaygın varlık gösteremese de, 2018’de tam da alt ve orta sınıfların bir arada olduğu eylemler olduğu rahatlıkla söylenebilir. Evet, hem alt hem orta sınıfların gençleri daha ön planda idi ki dünyanın her yerinde sosyal kesimlerin gençleri daha ön plandadır. Belli ki bazı yazarlar genç deyince orta sınıfları anlıyor. Özellikle gözaltına alınanların %90’ının genç ve bunun da önemli bir kısmının  öğrenci olması alt sınıfların varlığını gölgeleyen bir istatistik sunuyor olabilir ama bu son derece yanıltıcıdır.

Meşhed’li kara çarşaflı yoksul Fars kadınları, Kermanşah’da Ahmendinejad’ın TOKİ’leri altında depremde can vermiş yoksul Şii Kürtleri, Zencan’da Türk, Şiraz’da, Esfahan’da Fars esnafı da dahil bütün gruplardan halkı, Belucistanda ve Ahvaz’da gece sokakları kahrolsun diktatör diye yazılarla donatan  taşralı Arap ve Beluç genç kızları, Evin Hapishanesi önünde evlatlarını bekleyen Gonabadi Sufi dervişlerini kapsayan bir toplumsal hareket hem alt hem orta sınıfların ortak hareketidir. Ancak, bilinçli ve örgütlü ortak hareketi değildir. 

2018’de olamayan ya da olmayan en önemli eksiklik sendikal, toplumsal ya da siyasal anlamda örgütlerin ortaya çıkamamış olması ve yurtdışında olanların da süreçte rol alamamasıdır. Telegram’da izlenen sosyal gruplardan başkaca örgüt tanımamış insanların sonunda yenilmiş olmalarını, alt sınıfın orta sınıfı ya da orta sınıfın alt sınıfı bulamamasında değil her ikisinin bir arada örgütlerini bulamamasında aramak gerekir.

Yurtdışından konuşan tüm örgütler Tahran’da, İstanbul’da bilindiğinden daha fazla biliniyor değiller. Ülkede hemen hiçbir karşılıkları yok. İslami rejim kelimenin tam anlamıyla 3 kişiyi aşan bir araya gelişlere göz açtırmayan bir diktatörlük olarak varlığını sürdürmüştür. Geride bırakılan zaman içinde ise insanlar yatay ağlarla ve küçük çevreler biçiminde sosyalleşmiş ve siyasallaşmışlardır.

İnanılmaz çok sayıda ve birbirinden kopuk yatay örgütlenme örneklerinden başka bir yazıda bahsedecek ve İran dışında İran’daki olayların görülme ve gösterilme biçimlerini açmaya çalışacağız. Olayların ilk haftasında “acaba yeni bir Suriye mi yaratılmak isteniyor” sorusunun yanıtını İran halkından alan şüpheciler tam olarak ikna olmuş mudur belli değil ama İran halkı dışardan nasıl göründüğü ve ne dendiğine bakmaksızın öz tarihini yazıyor.

2018 Ocak hareketi henüz bitmiş de değildir. Ancak geniş kesimlerin bir kez daha organize olmadan sokağa çıkmayacaklarını özdeneyimledikleri son derece açık.

İran için de rahatlıkla söyleyebileceğimiz söz şudur: “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!”