Yeni Halkçılık’ta “halk” kimdir?

Yrd. Doç. Dr. Deniz Yıldırım / 01-01-2018

Her popülist siyaset stratejik olarak iki sosyal-siyasal kutup oluşturmaya ve bu kutuplardan birinin genel temsilciliğine kendisini yerleştirmeye çalışır. Bir ayrımla: Sağ popülizm sosyal gerçekliğin üstünü örten ya da ikincil hale getiren yapay zıtlıklar “oluşturma”ya, sol popülizm ise var olan sosyal zıtlığı görünürleştirmeye, siyaseti bu temelde bir ikilik minderine yerleştirmeye dayanır.

Sağ popülist bir parti olarak doğan AKP de ilkini yaptı. Halk ile “bürokratik oligarşi, asker-sivil elitler” arasında bir karşıtlık zemini oluşturdu; kendisini ilkinin temsilciliğine yerleştirdi. İkincisinin “laik” karakterine vurgu yaparak etrafında topladığı geniş halk kitlelerinin sosyal öfkesini ideolojik olarak İslamcılık ile yavaş yavaş uyumlu hale getirdi, önemli oranda başardı da. Eski tip Siyasal İslamcı strateji bunu başaramazdı. Sahası yüzde 20’lerde tıkanmıştı, iktidar alanı da kapatılmıştı. AKP bu nedenle mecburdu aşamalı popülist stratejiye.

Şartlar da uygundu. Bir popülist hareketin kendi siyasal tabanının ötesine ulaşmasını sağlayacak stratejik zemin oluşmuştu. Yönetenlerle yönetilenler arasındaki bağ aşınmaya başlamış, sistemin merkez-geleneksel partileri halk içindeki temsil gücünü yitirmişti ve 2001 krizi, sistemin sosyal meşruluğunu tartışılır zemine taşımıştı. Böyle bir ortamda, iktidar bloğunu doğrudan hedef almadan ama halkın temsilciliği iddiasına kendisini yerleştirerek AKP, iktidar bloğu içinde hem ekonomik hem de siyasal olarak kendisine yer açtı ve böylece bugünlere geldik, rejimi Saray merkezli olarak değiştirdi.

Bugün artık yeni bir durumla karşı karşıyayız. Birincisi, sosyal ve ekonomik tablo; AKP’nin istediği gibi bir “elitler–halk” zıtlığı kurmasına artık müsait değil. Bütün krizin faturası halkın sırtında. Vergiler, hayat pahalılığı artarken diğer yanda harcamaları sürekli yükselen bir Saray var; kar oranları halkın ekmeği küçüldükçe artan bankalar ve Saray’a ya zıtlaşmadan yanaşan ya da yandaşlaşan grupların elde ettiği hazine garantili ihaleler var. Bugün popülist bir zıtlığı AKP’nin ya da gerçek ifadesiyle Saray’ın kurma şansı yok.

Aksine sosyal ve ekonomik açıdan bir yanında Saray, diğer yanında halk olan yeni bir ikilik uç vermiş durumda. Henüz “halk” tarafının, “gayrimemnunlar”ın siyasetsiz olması, bunun Saray açısından bir tehdit olarak görüldüğü gerçeğini değiştirmiyor. Bu nedenle yeni oyun kuruyor; zıtlık “milli-gayrimilli” çelişmesine; iç zıtlıkları kapatacak bir çimento stratejisine, buna dayalı bir milliyetçi cepheciliğe çevrildi; zıtlıkların odağı içeriden dışarıya yönlendirildi. İçeride sosyal-ekonomik temelli bir yeni siyasal zıtlığın oluşması ihtimaline karşı dış tehdit etrafında yeni bir “biz” inşa ediliyor. Bu da içerideki “biz”i çatlaklardan azade kılacak bir OHAL otoriterliği gerektiriyor.

Artık devletin asli sahibi olan bu yapı; artan sosyal eşitsizlikler ortamında “elitler-halk” ayrımında bir pozisyona oturtulacaksa çok açık şekilde “elitler” tarafında. Kendileri de ilan etti; sadece “kültürel” alanda elit yetiştiremediler, uğraşıyorlar.

İktidar tekleşmiş, geçirimsiz bir “millet” tarifini daha fazla öne çıkarıyor. Tek devlet, tek millet ile süren Rabiacılık felsefesi, sosyal-ekonomik alanda da “biz” dilini belirginleştirdi. İslamcılık, yeni bir “sınıfsız imtiyazsız kaynaşmış kütle” hayaline dayalı olarak tek sınıf vurgusu yapıyor. Toplumu organik bir bütün olarak yeniden kuruyor. Hepimizi kendi “biz”i içinde gösteriyor.

Millet vurgusunda açıkça gördüğümüz bu “bizcilik”, aynı zamanda ekonomik elitlerin toplumu kendi denetimlerinde sınıfsız bir bütün olarak inşa etmelerine de zemin hazırlıyor. Ekonomiden sorumlu bakanların “biz” vurgusunda da bu sürekli açık ediliyor. Mehmet Şimşek’ten Naci Ağbal’a açıklamalar hep aynı tonda. “Sıkıntılı dönemin sonundayız”, “Batı’dan daha hızlı büyüyoruz”.

Halk kimdir?

Kim bu “sıkıntılı dönemin sonunda olanlar”, “Batı’dan daha hızlı büyüyenler”?

Bu soruya verilecek yanıt bugün AKP etrafındaki “biz”i ve bunun karşısındaki “halk”ı göstermenin anahtarı olacak.

Bu hızlı büyüyenler, sıkıntılı dönemin sonuna gelenler, sürekli zamlanan vergilerle ekmeği küçülenler mi? Bu ülkenin zenginliğini üretip bundan hak ettikleri payı alamayanlar mı? Hayat pahalılığı yüzünden yıllardır izin, tatil yüzü görmeyenler mi? Üniversiteden mezun olup kadro bulamayınca polis, asker olmak dışında seçeneği kalmayanlar mı? İşsizlikle sınananlar mı?

Van’dan, Ordu’dan göçüp İstanbul’da inşaata çıkıp, Soma’da madene inip can vermek dışında yolu olmayanlar mı? Devlet yurt yapmadı diye çocuklarını Aladağ’da tarikat yurtlarına vermek zorunda bırakılanlar mı?

Borçlandırılan, ay sonunu getiremeyen, gelirinin yüzde 60’ından fazlasını gıda, kira ve ulaşıma harcayanlar mı?

Çocuklarını yurtdışında okumaya gönderemeyenler; yurtdışı bankalarda, off shore hesaplarda yüklü paralar bulunduramayanlar mı?

Uludere’den geçinmek için kaçağa gidenler mi? Şırnak’ta kaçak madene ölümüne inmek zorunda olanlar mı? Fındığı bu sene para etmedi diye Ordu’da, Giresun’da çocuğunun düğününü erteleyenler mi?

Sıvasız evlerine oğullarının cansız bedeni girenler mi? Taşeronda çalışırken borçlarını ödeyemeyip intihar etmek zorunda kalanlar mı? Sigortasız, güvencesiz çalışmak dışında seçeneği olmayanlar mı? OHAL aracılığıyla grevlerini önlediğinizi itiraf ettiğiniz işçiler mi? Kışlada, okulda, işyerinde özelleştirilmiş, taşeron yemeklerle sürekli zehirlenenler mi?

Yıldan yıla daha fazla öldürülen, şiddete maruz bırakılan kadınlar mı?

Kardeşini, eşini dostunu şu bakanlığa, bu elçiliğe yerleştiremeyenler mi, yaygın deyimle “dayısı olmayanlar” mı? Yani halk mı?

Kimdir bu “sıkıntılı dönemin sonundayız” ifadesinin gizli öznesi olan “Biz”? Ve kimdir bu “AB’den 3 kat hızlı büyüyoruz”daki “Biz”?

Yeni strateji

Liste uzar da gider. Fakat açık olan şudur. Bu iktidarın adına konuştuğu “biz”, “biz” değiliz. Bankalar, sıcak paracılar, kamu garantili ihaleciler, rantçılardır o “biz”. Bugün yapılması gereken, bu iktidarın “biz”i ile Halk’ın “biz”i arasındaki farkı merkeze alan, daha da görünür hale getiren bir yeni sosyal-siyasal strateji geliştirmektir. Şartlar zordur, ama uygundur.

Bugün Halkçılık tam da bu nedenle, Cumhuriyet’in kuruluşunda Gökalp damgasını taşıyan “sınıflardan bağımsız bir Halk” vurgusuna dayalı olarak kurgulanamaz. Halk, açık şekilde sınıfsal-sosyal bir kategoridir. Karşısında ekmeğini küçültenler vardır ve çıkar birliği yoktur. Gemiyi yüzdüren halktır; keyfini sürenler üst kattadır. Akçura’nın Gökalp karşısında ihmal edilen yaklaşımı bugün daha belirleyicidir. Halkçılık, “çalışan halk ile halk için çalışanlar” arasındaki ilişkiye dayalı olmak zorundadır.

Tarihsel olarak Cumhuriyet, egemenliğin halka aktarılması anlamında siyasal bir Halkçılık programına sahipti. Fakat sosyal anlamda Halkçılık programına yönelmedi. Şefik Hüsnü bunu “yıkıcı Halkçılık – yapıcı Halkçılık” olarak ayırmış, Cumhuriyet’i yapıcı Halkçılık programından yoksunlukla eleştirmişti. Bugün de Saray Rejimi karşısında siyasal bir Halkçılık, egemenliğin yeniden halkın eline geçmesini sağlayacak bir yenilenmiş Cumhuriyetçi inşa çizgisi zorunludur. Bu ise ancak sosyal ve ekonomik alanda da yapıcı Halkçılık stratejisiyle mümkün olacak. İlerleyen yazılarda açacağız.

Fakat kısaca belirtelim: Burada artık “Saray” da “Halk” da sosyo-politik olarak inşa edilecek, içi yeni stratejiye göre doldurulacak kategoriler. Bunu yapmadığımız sürece, buna uygun bir siyaset ve strateji geliştiremeyiz. Geliştiremeyince de slogan atmayı, kasket takıp iki yaşlı amcanın, teyzenin yanına oturmayı, Ramazan’da fakir sofralarına konuk olmayı Halkçılık sanıyoruz. Halk dalkavukluğu ya da halktanmış gibi görünmek Halkçılık değil. Öncelikle siyasal–sosyal alanı iki temel eksene ayırmaya ve bu eksenlerden birinin, yani “Halk”ın çıkarına dayalı, “halk”la birlikte genişleyen, temel sorun alanlarında “halk için halk içinde” çalışan, sorun çözen, kendi sınırlı imkanlarıyla bile sorunları çözerken, bir iktidar değişimi durumunda kamu kaynaklarıyla neler yapabileceğini bugünden gösteren bir stratejiden söz ediyoruz. Yeni yazılarda açacağız.

Dilde halk

Diğer yandan çoğu zaman dilin bize sunduğu sosyal gerçeklik saptamalarını görmekten kaçıyor ya da fark etmiyoruz. Dil de bir inşadır; sosyal-sınıfsal gerçekliği taşır, hayatın içinden çıkar. “Halk kimdir?” sorusuna yanıt vermek isteyen, gündelik hayattaki kullanıma baksa yeter. Hangi sosyal gerçekliği taşıdığı orada saklıdır.

Birkaç örnek versek yeter. Halk plajı vardır; “özel”e değil, parasız olarak yararlanmaya, yani kamusallığa vurgu yapar. Marketlerde görürsünüz, “Çarşamba Halk Günüdür” ya da “Perşembe Halk Günüdür” ilanlarını. Halk’a yüklenen anlam nedir çarşıda, pazarda? Halk günü, artık bozulmaya, kötülemeye başlayan sebze meyvenin daha ucuz fiyattan satıldığı gündür. Halk ayrıcalıklı, elit bir kategori değil, geçim sıkıntısı yaşayanların, kuruşun hesabını yapmak zorunda olanların adıdır hayatta. Mecbur bırakılanlar, borçlandırılanlardır.

Sinemaları da düşünün. “Pazartesi Halk Günüdür” ilanlarını. Biletler ucuzlar. Diğer günler “halk”a kapalı olduğu vurgusu yok burada; Halk geçim sıkıntısı yaşayan, parayı ucu ucuna yetiştirenlerin ya da kuruşu kuruşuna bu hesapları yapmak zorunda olanların toplamıdır çünkü. Dilde Halk sosyal bir gerçekliktir.

70’lerde hangi sınıflara hizmet ettiğine, kimin güvenliğini öncelikle gözettiğine bakılarak POL-DER’li polislere “Halkın Polisi” denmiş mesela. Tesadüf müdür? Tarihsel geleneğimizde Saray değil Halk ozanları vardır, halkın içinden, halkın dilinden dertlenen, söyleyen tercümanlardır. Tesadüf müdür?

Bizde Halk hep bir ikiliğin diğer tarafıydı, ezilen tarafıydı; dil bunu yansıttı, yansıtıyor.

Biz bu ikiliği siyasete nasıl yansıtırız? Saray etrafında ekonomik, sosyal ve siyasal olarak oluşan yeni iktidar bloğu karşısında yeni bir Halkçı siyaset hattını nasıl inşa ederiz? Bugünün sorusu budur. Dolayısıyla buna yanıt vermeye çalışacağız, buradan sürdüreceğiz. Siyaset, strateji ve program olarak Yeni Halkçılık nedir, genişlemeci bir strateji olarak hangi somut yollar üzerinde yükselebilir, tarihsel dinamiklerimiz bakımından Halkçılık ne anlam ifade eder; “Boşluk Stratejisi” ne işe yarar; bütün bunları da önümüzdeki sayıda ele alacağız.