Mustafa Sönmez büyüme rakamlarını değerlendirdi: Dopingli büyümenin yükünü emekçiler sırtlandı

Mustafa Sönmez / 01-01-2018

(YÖN) Geçtiğimiz haftalarda açıklanan büyüme rakamlarına dair tartışmalar gündemde yer etmişti. İktidar kesimleri söz konusu rakamların Türkiye ekonomisinin gücünü ve gelişimini gösterdiğini iddia ederken, muhalefette ise büyüme rakamlarının birçok kırılganlığın ve zayıflığın üzerine oturduğu değerlendirmesi hakimdi.

Büyüme rakamlarının anlamını ve bu tablonun arka planını iktisatçı Dr. Mustafa Sönmez’e sorduk. Sönmez, 2017’nin ilk 9 ayı için sağlanan rakamların yurtdışı kaynak girişine dayanan “dopingli” rakamlar olduğunu belirterek, 2018’de aynı rakamlara ulaşılmasının imkansız olduğunu ileri sürdü. Sağlanan büyüme rakamlarının toplumsal maliyetine de dikkat çeken Sönmez, OHAL koşullarında, emekçilerin tüm haklarının elinden alındığı bir dönemde, söz konusu büyümenin yükünü de asıl olarak işçi ve emekçi kesimlerin sırtlandığına işaret etti.

Mustafa Sönmez’in Yön’ün sorularına verdiği yanıtlar şöyle.

Yön: Öncelikle geçtiğimiz ay açıklanan büyüme rakamlarına dair genel tabloyu özetlemenizi rica etsek?

Mustafa Sönmez: Türkiye ekonomisi 2017’nin üçüncü çeyreğinde, beklendiği gibi, sansasyonel bir büyüme kaydetti ve görünüşte yüzde 11,1 büyüdü. Böylece, ilk 9 ayda büyüme  yüzde 7,4, yıllıklandırılmış olarak da yüzde 6,5 olarak gerçekleşti. Bu sonuç, Orta Vadeli Program’da 2017 sonunda yüzde 4,4 olarak öngörülen büyüme hedefinin kolaylıkla aşılacağını ortaya koyarken Türkiye’yi, Çin ve Hindistan’ın ardından en hızlı büyüyen ülkelerden biriymiş gibi de gösteriyor. İlk elde, Türkiye için olumlu görünen bu tablonun arka yüzü ise pek öyle değildir; bir dizi kırılganlık ve sorun biriktiren bir büyüme sürecidir Türkiye’nin büyümesi. Bu “parlak” büyümeyi ortaya çıkaran iklim, büyümenin karakteri ve toplumsal maliyeti, ayrıca analiz edilmelidir.

 “SONUÇ İÇ VE DIŞ DOPİNGLE GERÇEKLEŞTİ”

Yön: Bu açıdan bakıldığında neler dikkat çekiyor? Ortadaki büyüme rakamlarına nasıl ulaşıldı?

Mustafa Sönmez: Bütün parıltılı görünümüne karşılık, bu sonucun iç ve dış dopingle gerçekleştiğini dikkate almak gerekiyor. 2017 büyümesinin, yoğun devlet kaldıracı ve ucuza ihracat denilebilecek bir dış satım (ve turizm) politikası ile, ayrıca doğayı, tarihsel-kültürel varlıkları, kentsel dokuyu tahribe dayanan bir inşaat furyası ile gerçekleştiği ayrıca vurgulanmalı. Bu anlamda, büyümenin dopingli olduğu, sonuçların da ülkeyi daha da yoksullaştıran, OHAL şartlarında ucuz işgücünü insafsızca sömüren, doğaya, toplumsal mülkiyete zarar veren bir betoncu zihniyetle elde edildiği unutulmamalı. Şöyle özetleyelim: Parıltılı büyüme verilerinin arkasında dönemsel dış dünya konjonktüründen kaynaklanan dış sermaye akışı, özellikle sıcak para girişi var. Bu dış kaldıracın yanında, AKP rejiminin bütçe açığını artırma pahasına uygulattığı kredi genişlemesi, vergi kolaylıkları, İşsizlik Sigortası Fonu’nu hovardaca harcattıran teşviklerden de söz edilmeli. 2017 boyunca dış borç ağırlıklı kaynak girişi 30 milyar doları bulurken, sadece bu yıl 20 milyar dolara yakın sıcak para akışı yaşanmış. Bu giriş, dolar kurunu Eylül ayına kadar aşağı çekerek ithalatı artırdı. Bu kaldıraçla büyüme artarken, öte tarafta dış borç stoku 435 milyar dolara kadar çıktı, firmaların döviz yükümlülükleri 212 milyar dolara kadar yükseldi. Özellikle Ekim ayı sonrası hızlanan döviz fiyatı, Merkez Bankası’nı faiz artırmaya zorlamakla kalmadı, döviz fiyatı yüksek seyrini koruyarak ekonomiyi yüksek faiz-yüksek döviz kıskacına aldı. Yani 2017’nin dış kaynak girişinde sıcak paranın hakimiyeti açık. 30 milyar dolarlık dış kaynağın 20 milyar dolarının portföy yatırımı olarak gerçekleştiği tahmin ediliyor. Dolayısıyla, 2017’nin yüzde 6,5’u bulması beklenen yıllık büyümesinde de sıcak para ağırlıklı dış kaynak girişinin etkili olduğu söylenebilir.

Yön: Bu durumda söz konusu büyüme rakamlarının ekonominin gerçek bir büyümesini ifade etmediğini söyleyebilir miyiz?

Mustafa Sönmez: Madencilik ve enerjiyi de içeren geniş anlamda sanayide büyüme son 3. çeyrekte ortalama yüzde 9,5’i bulmuş, sanayi lokomotif sektör olmuş. İmalat sanayinin katma değer artışı, üçüncü çeyrekte iç pazar odaklı, özellikle dayanıklı mallara talep üstünden gerçekleşmiş. Sanayi üretimi yüksek tempoda seyrederken yatırım ayağında ilk 9 ayda inşaat yine öne çıkmış; bunun da sanayisizleşmeyi körüklediği ayrıca belirtilmeli. Sıcak para ve kredi genişlemesi kaldıraçlarının üstünde yükselen büyüme, özellikle üçüncü çeyrekte iç tüketime yaslanmış, kısmen de yatırımlara odaklanmıştır. Yılın ilk 9 ayının tamamında, büyük çevre tahribatına, tarih ve doğa varlıklarının yıkımına dayanan inşaat furyasına karşılık, sanayiyi geliştirecek makine-teçhizat yatırımlarında düşük tempo gözlenmesi vahim bir olgu. Ayrıca, işgücü verileri, büyümenin istihdam yaratmadığını, yaratılmış görünen istihdamın geçici stajyer-kursiyer istihdamından kaynaklandığını ortaya koyuyor. Kısacası, iki haneli  enflasyon, işsizlik, büyük bütçe açıkları ve cari açıkla, sıcak para girişine bağımlı büyümenin 2017’ye ağır maliyeti olduğunu, bu maliyetin 2018’e taşındığını belirtmek gerekiyor. Dış ve iç şartlar zorlanarak, OHAL koşullarında gerçekleştirilen bu büyümenin 2018’de tekrarı mümkün olmayacak, ekonomi 2018’de hızla ivme kaybedecektir.

“BÖLÜŞÜM KAR, FAİZ, RANT LEHİNE DAHA DA BOZULDU”

Yön: Duyurulan rakamların arka planına baktığımızda şu soru akıllara geliyor: Bu büyüme kime yaradı?

Mustafa Sönmez: Zaten gözlerden saklanan en önemli gerçek, yüzde 11 büyümenin, OHAL şartlarında işgücünün ucuzlatılmasıyla sağlandığı ve bölüşümün kâr, faiz, rant gelirleri lehine bozulduğudur. TÜİK, GSYİH’yı, üretim ve harcama yöntemlerinin yanı sıra gelir üstünden de tahmin ediyor. Bu yöntemde, işgücünün milli gelirden aldığı payın yanında, kar-faiz-ranttan oluşan “işletme artığı” da hesaplanıyor ve geri kalan pay yatırım ve vergi payı sayılıyor. Bu yöntem, işçi ve memurların GSYİH’dan payına düşen işgücü ödemelerinin 2017’nin ilk çeyreğinde yüzde 35’e yaklaşan payının 3. çeyrekte yüzde 29’a gerilediğini, yani 6 puan azaldığını gösteriyor. Buna karşılık net işletme artığı, yani kâr, faiz, rant gelirleri, GSYİH’da ilk çeyrekte yüzde 39 olan paylarını, yüzde 11 büyüme olan son çeyrekte yüzde 47’ye yaklaştırmışlar ve yaklaşık 8 puanlık artış sağlamışlar. Bu da büyümenin nimetlerinin emekten kesilip sermayeye aktarıldığının açık bir kanıtıdır. Detaylara inildiğinde görünen şudur: Sanayi çalışanları toplam gelirden 2016’da yüzde 7,5 pay alırken 2017  3. çeyreğinde payları yüzde 6,9’a inmiştir. Bu azalma imalat sanayisinde ise yüzde 6,6’dan yüzde 6,2’ye düşüş şeklindedir. İşgücündeki bu net düşüşte, 1,5 yıldır sürdürülmekte olan ve her tür grevi erteleyen, örgütlenme ve direnişe baskı ile karşılık veren, işverenleri koruyup kollayan OHAL uygulaması da etkili olmuştur.

Yön: Büyüme ve yatırımlarla övünen bir iktidar açısından işsizliğin gerilememesi de bir başka sorun olmalı. İşsizlik rakamlarını nasıl değerlendirirsiniz?

Mustafa Sönmez: Dokuz ayda yüzde 7,4’e ulaşan büyüme iddiasına rağmen işsizlik gerilemediği gibi tırmanıyor. Yüzde 11 büyümeyi içeren üçüncü çeyreği içeren Eylül ayı verilerine göre, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış olarak resmi işsizlik yüzde 11’e yaklaşırken, tarım dışı işsizlik yüzde 12,7 oldu. Eylül’de genç işsizliği ise yüzde  20,2. Bu Türkiye ortalamasına karşılık, işsizlik bazı bölgelerde, örneğin Güneydoğu'da kasıp kavuruyor. Mardin ve çevresinin işsizliği yüzde 30’u; Diyarbakır-Ş.Urfa tarım dışı işsizliği yüzde 23’ü geçti. Genç işsizliğinde ise Mardin ve çevresinin oranları dudak uçuklatmakta; yüzde 38 ile Türkiye ortalaması olan yüzde 21’i çok gerilerde bırakmakta ve alarm vermekte. Bu arada, genelde istihdamda 1,2 milyon gibi görünen yıllık artıştaki bir yanılsamaya SGK verilerini izleyerek dikkat çekmek gerekir. SGK verilerinin de ortaya koyduğu gibi, AKP hükümeti, çırak, stajyer, kursiyer istihdamını teşvik ederek ve bunların 1,5 milyona ulaşan istihdamından kaynaklanan sigorta primi ve öteki giderleri İşsizlik Sigortası Fonu’na ödeterek gerçekte 5 milyonu aşan resmi işsiz sayısını yaklaşık 1,5 milyon az göstermekte, artmayan istihdamı da yine bu stajyer istihdamı ile artmış göstermektedir.

“BÜYÜMENİN ARKASINDA BİRİKEN KRİZ UNSURLARI VAR”

Yön: Az önce, duyurulan büyüme rakamlarının 2018’de tekrar etmeyeceğini belirttiniz. Bunun nedenleri nelerdir?

Mustafa Sönmez: Çünkü madalyonun “büyüme” isimli parıltılı yüzünün arkasında biriken kriz unsurları var. Bilinen bazı kırılganlıklar sürerken, bunlara yenileri de ekleniyor. Yüksek büyümeye, yüksek enflasyon eşlik ediyor. Kasım  ayı üretici (sanayici) fiyatlarındaki artış yüzde 17,5’a yaklaştı. Özellikle ara mallarındaki yıllık artışın yüzde 24’ü bulması, tüketici enflasyonunun yıllık yüzde 13’ü bulmasında etkili oldu. TÜFE’de de bir önceki yılın aynı ayına göre gıda ve alkolsüz içecekler yüzde 15,8, çeşitli mal ve hizmetler yüzde 13,4, ev eşyası yüzde 12,9, sağlık yüzde 12,4 ile artışın yüksek olduğu diğer ana harcama grupları oldu.

Yön: Son olarak Türkiye ekonomisinin yapısı ve yönelimi itibariyle önümüzdeki döneme dair beklentilerimiz ne olmalı diye soralım?

Mustafa Sönmez: 3. çeyrekte yüzde 11’i, 9 ayda yüzde 7,4’ü bulan parıltılı büyüme verilerinin arkasında dönemsel dış dünya konjonktürünün lehte esen rüzgarlarının yanında, AKP rejiminin bütçeyi riske ederek açtırdığı bol kepçe kredi akışı ve vergi teşvikleri ana kaldıraçlar olarak iş görmüştür. Bunlardan dış kaldıraç, sadece bu yıl 30 milyar dolara yakın dış kaynak akışının üçte ikisini kısa vadeli spekülatif sıcak para temini ile gerçekleştirmiş, bu giriş Eylül ayına kadar dolar kurunu aşağı çekerek ithalatı artırmıştır. Ekim ayı ile birlikte ABD ile yaşanan krizin de etkisiyle yükselişe geçen dolar fiyatı 4 TL’nin eşiğine gelirken Merkez Bankası’nın çeşitli müdahaleleri ve faiz artışı ile biraz frenlenmiş ancak tam da kontrole alınamamıştır. Yine de sıcak para ve kamu maliyesi kaldıraçlarıyla büyüme artarken öte tarafta dış borç stoku kabarmış, firmaların döviz yükümlülükleri yeniden yükselmiştir. Dış iklimde “şemsiyenin ters dönmesi” halinde, ki bunun eninde sonunda olması kaçınılmazdır, yeniden dolar tırmanışı, borçlulara zor günler yaşatacaktır. ABD Merkez Bankası Fed’in  bilanço küçültme takvimi netleşti ve faiz artışları küçük dozlarda olsa da başlatıldı. Avrupa Merkez Bankası da hareket etmeye yakın sayılır. Merkez bankaları bilanço küçültme, faiz artırma konusunda yavaş da olsa adım atıyorlar. Bu da Türkiye gibi ülkelere geçici park eden sıcak paranın eskisi gibi gelmeyebileceğine işaret. İçeride açılan bol kepçe kredi genişlemesine kefil olan devlet hazinesi, bu anlamda belli bir riski de üstlenmiştir. Kredi dönüşlerinde aksama hem banka sistemini hem de Hazine’yi zor duruma sokabilecektir. Sıcak para ve kredi genişlemesi kaldıraçlarının üstünde yükselen büyüme, 9 ayda daha çok inşaat yatırımlarına ve iç tüketime odaklanmıştır. Bu inşaat furyasına karşılık, sanayiyi geliştirecek makine-teçhizat yatırımlarında artış çok yavaştır. Öte yandan ihracatın büyümeye katkısı da oldukça kozmetik kalmıştır. Dış ticaret hadleri, Türkiye’nin birim ithalatı daha pahalıya, birim ihracatı ise daha ucuza yaptığını, bu anlamda yoksullaştıran bir dış ticaret ve büyüme patikasında olduğunu göstermektedir. Özetle, yüksek enflasyon, işsizlik, yüksek bütçe ve cari açıkla, sıcak para girişine dayalı büyümenin 2017 için değilse de 2018 için sürdürülmesi çok kolay görünmemektedir.