Yüksel Direnişi’nden Veli Saçılık: OHAL Nuriye ve Semih’e karşı değil, tüm emekçilere karşı çıkarıldı

Veli Saçılık / 01-12-2017

OHAL ilanının ardından yayınlanan KHK’lar ile birlikte çok sayıda ilerici, solcu, aydınlanmacı kamu görevlisi işlerinden edildi. Hiçbir açıklama veya kanıt sunulmadan, mağdur edilenlerin yargı yoluyla hakkını aramasına izin verilmeden, Saray’ın iki dudağı arasından çıkan tek bir sözle işlerinden edilen kamu emekçileri, birçok örnekte farklı direniş yollarına başvurdu.

Ankara’da başlayan ve Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’nın direnci ile yerleşiklik kazanan Yüksel Direnişi ise, Veli Saçılık’ın eylemliliği ile devam ediyor. Her gün polis saldırısına maruz kalmasına rağmen eylemini ve direnişini sürdüren Veli Saçılık, aynı zamanda tüm Türkiye’ye yayılan bir direnç çizgisinin de temsilcisi haline geldi.

OHAL konulu bu söyleşimizde 1 yılı aşan direnişi Yön’e değerlendiren Saçılık, direnişin kitleselleşme ihtimalini gören AKP’nin baskı ve teröre yöneldiğini belirtirken, OHAL’in artık Saray Rejimi için olağan yönetim şekli olduğunu ifade etti. Saçılık, aynı zamanda OHAL’in tüm emekçilerin gündemi olması gerektiğini söyleyerek sendika, meslek odaları ve siyasi partileri de aktif destek sunmaya çağırdır.

Sizleri Veli Saçılık’la gerçekleştirdiğimiz söyleşiyle baş başa bırakıyoruz.

Yön: İşimizi geri istiyoruz’ talebiyle başlayan Yüksel direnişi geçen 9 Kasım'da birinci yılını doldurdu. Bu 1 yıllık süre sizin için ne ifade ediyor?

Veli Saçılık: Biz tabi ki bu kadar uzun süren bir eylem olacağını düşünmedik. Olabilirliğini aramızda konuştuk ama en azından talebimiz çok netti ve eylemlerin bir şekilde diğer kamu emekçilerine yayılacağını, ülkenin çeşitli yerlerinde eylemler gelişeceğini ve eylemimizde bir ölçüde başarı sağlayacağımızı düşünmüştük. Aslında başarı da sağladık. Çünkü kitleler sesimizi duydu, AKP’nin o işten ihraç etme gerekçelerini biz boşa çıkarmayı başardık. Fakat kitleselleşme eğilimi göstermesinin ardından AKP’nin terörü ile kitleyi terörize etmesi, ürkütmesi ve korkutması sonucunda bu kitle azaldı ama neticede Nuriye ve Semih’in açlık grevi, bizim Yüksel’de ısrarla orada bulunmamız ve polisin karşısına dikilmemiz eylemimizi bugüne kadar getirdi. Neticede bir İnsan Hakları Anıtı, onun etrafında bir çit bariyer, oraya kurulmuş bir karakol, yüzlerce polis ve onun karşısında da 8-10 civarında kişi ile inatla süren bir direniş, bir açlık grevi. Bu OHAL’de eylem yapılamaz dendiğinde eylem yapabilmeyi, AKP’ye kafa tutulamaz dendiğinde kafa tutmayı ve kitleler duyarsızdır dendiği yerde de kitlelerin gönlünü fethetmeyi başaran önemli bir kazanımdır.

YÜKSEL DİRENİŞİ İLK ZAFERDİR, İKİNCİ ZAFER İŞİMİZE GERİ DÖNEREK KAZANILACAK

Yön: Yüksel Caddesi, OHAL'e karşı direnişin de sembolü oldu. 1 yılın sonunda direnişin kazanımla sonuçlandığını söyleyebilir miyiz?

Veli Saçılık: Ben Yüksel Caddesi Direnişi’nin bir zafer kazandığını düşünüyorum. Bu zafer bir kere inatla bir alan tutulabileceğini, bir emekçinin ya da birden çok emekçinin kitlelere bir söz anlatabileceğini, buradan da kitlesel bir gelişme yakalanabileceğini gösterdi. Taleplerini büyük kitlelere ulaştırdı ve bu kitle bu taleplerin meşruluğunu da algıladı. AKP dünyaya ve Türkiye’de halklara bunu anlatmada  güçlük çekti. Bu anlamda başarmak istediği şeyi başardı direniş. Ama temel bir talebi vardı eylemin: “işimizi geri istiyoruz”. Şu an hiçbirimiz işimize geri dönebilmiş değiliz ve bu bir kazanım değil bu anlamda. Aynı zamanda Nuriye ve Semih’in taleplerinin yerine getirilmesi ve buna bağlı olarak açlık grevinin bitirilmesi burada bizim kazanacağımız ikinci aşamadır. Bu işe geri dönme aşamasıdır. Biz şu an kendimizden vazgeçtik, Nuriye ve Semih işe alınsın ve açlık grevi sonlandırılsın diyoruz. Başaracağımız kısım budur ve bunu da başaracağımızı düşünüyorum.

Yön: 9 Kasım 2016’da Nuriye Gülmen Yüksel Caddesi’nde direnmeye başladı. Sonrasında 23 Kasım’da Semih Özakça yanına geldi ve 24 Kasım’da da siz dahil oldunuz. Bu süreçte Yüksel Caddesi Direnişi’ne katılmaya nasıl karar verdiniz?

Veli Saçılık: Ben 22 Kasım’da işimden ihraç edildim. 24 Kasım günüyse yanlarına gittim eyleme katılmam gerektiğini düşünüp. Büyük bir polis şiddetiyle karşı karşıya kaldık hep beraber. Sürekliliği olan bir eylem olarak tasarlamamıştım başta, ama ben işten atılırsam mutlaka bir mekan tutar ve direnirim diye düşünüyordum. Sonra diğer gün arkadaşlarımın tekrar orada o dayağı yiyeceğini, o işkenceyi göreceğini anladım ve onların yanında olmamamın imkansız olduğunu düşündüm. Ve dedim ki “onlar direniyor, talepleri net, benim de taleplerim aynı; onların yanında direnebilirim”. O gün bugündür direnmeye devam ediyorum.

Yön: Memleketin en ücra köşelerinde bile sizden haberi olan insanlar var. Ayrıca yurt dışından da bir çok dayanışma ve destek mesajları alıyorsunuz. Eyleminizin bu kadar karşılık bulmasını ve yayılmasını görmek nasıl hissettiriyor, ne düşünüyorsunuz?

Veli Saçılık: Geçtiğimiz günlerde Danimarka’ya giden bir arkadaşım kaldığı pansiyondakilere Türkiye’den geldiğini söylediğinde pansiyon sahibi “Nuriye, Semih, Veli, Acun” demiş. Yani Danimarka’da bir Danimarkalı bunu söylemiş. Demek ki zalimin karşısında, zulmün karşısında direnmenin bir karşılığı var. Yani insanlar bunu özlüyor, bunu seviyor, biz de bunu önemsiyoruz. Aslında AKP’nin de korktuğu şey zaten bu. Bizim eylemimizi bu kadar terörize etmesi, bir basın açıklamamızı bile bu kadar gazla, ve davayla karşılamasının temelinde bu var. Biz AKP’nin korktuğu şeyi yapıyoruz ve bundan gurur duyuyoruz. Yani AKP’yi korkutuyoruz ve diyoruz ki: “Biz sizden korkmuyoruz, tam tersine biz sizi korkutuyoruz”. Dolayısıyla iyi bir şey yapıyoruz ve kitlelerde de bunun bir karşılığını görüyoruz. Ama şunu da hissediyorum bazen: sanki bir stüdyoda 10 kişi oturmuşuz, milyonlar bizi izliyor; çoğu bizden yana, gönlü bizle ama sadece bizi izliyorlar. Ama bu kesimler artık o stüdyoda oturup görüntü vermekten öte kitlelerle bütünleşmek zorunda. Bu bir noktadır, bir yerde dönüşecektir ama AKP büyük bir şiddetle ve terörle bunun önünde tıkaç olarak duruyor ve bu tıkacı açacak olan artık Yüksel Caddesi Direnişi değildir. Bundan sonra sendikalar, kitle örgütleri ve  siyasi partilerdir.

Yön: Sizden sonra yapılan birçok direnişe ve eylemleme örnek olduğunuz söyleniyor. Örneğin Arkadaş Kitabevi Direnişçileri “Yüksel Direnişi bizim için bir örnek oldu” dediler. OHAL’de bu yasaklamalara karşı buzkıran olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Veli Saçılık: Biz sadece solcu, sosyalist insanların gönlünde yer etmedik. Örneğin dün bir din kültürü öğretmeni yanıma gelip “senin için dua ediyorum, yüreğim senle beraber” dedi. Mesela diyor ki bir başkası “benim nenem hiç politika bilmez, ama o mavili çocuk var ya ben ona çok dua ediyorum” diyor. Yani tüm bunların, direnişimizin kitleler karşısında bir karşılığı var, hem de büyük bir karşılığı var. Bir çok yerde de böyle direnişler gelişti. Biz Yüksel’de başladığımızda, kimse sokağa çıkamaz denildiğinde, Düzce’de Alev arkadaşımız, Aydın’da, İstanbul’da arkadaşlar, Ankara’da Sakarya Caddesi’nde de başka direnişler gelişti, yayıldı ama yine devlet terörü ile geriye çekildi. Ama hala devam ediyor, geçen İstanbul’da bir vapurda gerçekleşen öğretmenlerin eylemi gibi. Bir karşılığı var ve insanlarda “nasıl Nuriye tek başına çıktıysa, biz de çıkarız” düşüncesini oluşturmuş durumda. Zaten AKP’liler bizlere “biz size işinizi geri verebiliriz ama bu bir zafer olur sizin için ve kitleler etkilenir” diyor. Yani korktukları şey budur. Bizim şahsen işe geri dönmemizle ilgili değil dertleri, kendi iktidarlarına tehdit olarak görüyorlar bizim zaferimizi. Biz de “evet, biz sadece işimizi geri istemiyoruz; siz bize diyorsunuz ya sizin niyetiniz kötü diye, evet bizim niyetimiz çok kötü, biz aynı zamanda tüm kitlelerin özgürleşmesini istiyoruz, özgürlük istiyoruz çünkü özgürlük olmadan işin tek başına bir anlamı olmadığını düşünüyoruz, bu yüzden biz sizinle uzlaşmaya ya da kapı arkasında anlaşmaya çalışmıyoruz” diyoruz. Arkadaş Kitabevi’nde de kendisinin eski solcu olduğunu söyleyen bir patron, sermaye sahibi olmuş şimdi ve bütün o kapitalist  taktikleri arkadaşlarımıza karşı kullanıyor. Onlar da orada vakarlarıyla, onurlarıyla direniyorlar. Onların bizden örnek aldığı gibi biz de onlardan kendimize örnek çıkarıyoruz ve onlardan öğreniyoruz.

HEPİMİZ NURİYE’NİN PALTOSUNDAN ÇIKTIK

İşte böyle lokal direnişler, küçük direnişler birleşip genişleyecek. Herkesin birbirinden öğreneceği çok şey var. Yüksel Caddesi Direnişi arkadaşlara örnek olmuş olabilir ama onların direnişi de başka bir kitabevinde, başka bir fabrikada bir kıvılcım olmaya yetecek diye düşünüyorum. Ben Nuriye’nin 9 Kasım 2016’da İnsan Hakları Anıtı’nın önüne çıktığı günün OHAL terörünün aslında psikolojik olarak yıkıldığı gün olduğunu düşünüyorum. Bu önemli bir çıkıştır. Bu önemli bir dönüm noktasıdır. “Sizde şah diyeni öldürürlerse, biz de bu yayladan şaha gideriz” sözünün vücut bulmuş halidir. O yüzden ben şöyle söylüyorum: Nuriye oraya ilk çıktığında üstünde kahverengi bir kaban vardı. Gogol’un paltosundan çıktık sözüne atıfta bulunarak “hepimiz Nuriye’nin paltosundan çıktık” diyorum. Yani OHAL’deki direnişlerin tamamı Nuriye’nin o anda sokağa çıkmasından sonradır. Bu önemli bir tarihsel duruştur ve bunu önemsemek gerekir.

Yön: İnsan Hakları Anıtı’nın etrafını sarıp ardından orayı bir karakola çevirmeleri aslında sizin eylemlilik kararınızdan ne kadar emin olduklarını ve bu kararlılığın süreceğini bildiklerinin bir göstergesi değil mi sizce?

Veli Saçılık: Oraya baktığınızda şunu görebilirsiniz: İnsan Hakları Anıtı’nın etrafı çevrili, bir gecekondu karakol kurulmuş ve yüzlerce polis var. Buradan baktığınızda bu bir korku yaratabilir insanlarda ama hayır, bu korku yaratmasın, tam tersi onların bizden ne kadar korktuğu fikrini sizde uyandırsın. Çünkü tüm bunlar bir direniş sonucunda olmuştur ve ben polisin kendi kendine o bariyeri kaldırmasını istemiyorum, o bariyeri biz kaldıracağız. Bizim baskımızla bizim mücadelemizle kalkacak, kendi kendine kalkarsa bu bizim için zafer olmaz. Bizim için zafer bizim baskımızla oranın kalkması demektir. Ve bu bariyerler onların korkusunu her gün gösteriyor. Geçenlerde yaşlı bir teyze beni arayıp “Yahu Veli siz ne yapmışsınız, ne başarmışsınız, bunlar ne kadar korkuyor sizden, o anıtın etrafındaki o komedi nedir öyle” dedi. Yani gerçekten şimdi Yüksel’e baktığınızda onların bu bitmeyen korkusunun resmini görebilirsiniz. Bu sembolik bir resimdir ve o resmi biz bütün dünyaya göstermeye çalışıyoruz, çünkü herkes bunu görmeli.

Yön: 1 yıllık direniş süresince sizi en çok etkileyen olay ne oldu?

Veli Saçılık: Tabi ki ilk gün Nuriye’nin alana çıkmasıdır birincisi. İkincisi, annemin yerde sürüklenmesidir. Üçüncüsü, Nuriye ve Semih’in açlık grevine başladıklarını duyurdukları gün gözaltına alınmaları ve uzun süre gözaltında açlık grevi yapmış olmaları; sonra da kitle hareketinin genişlemesiyle birlikte 75. günde gözaltına alınıp tutuklanmalarıdır. Mahkeme süsü verilmiş biçimde şu anda Nuriye’nin tutsak edilmesi ve açlık grevinin 263. gününde hala sürmesidir. Bunların hepsi toplamda önemlidir ve ayrıca bir arkadaşımızın kameralar önünde kolunun kırılması ve benim omzumun kırılması, polisin gaz sıkma görüntüleri... Bunların hepsi unutulmaz şeylerdir ve tarihe yazılmıştır. Ben buna şöyle diyorum: tarih bir fotoğraf makinesi olsa ve bizim fotoğrafımızı çekse, OHAL’de bizim gözümüzün kapalı çıkmadığını düşünüyorum.

YÜKSEL DİRENİŞÇİLERİNİN HEPSİ ‘DİRENİŞ ANITI’DIR

Yön: Sizin için “direniş anıtı” benzetmesi yapılıyor.

Veli Saçılık: Şahsi algılamıyorum bunu. Çünkü Yüksel Direnişi’ne bir çok insan emek verdi; şu an avukatlarımız dahil birçok insan tutuklu, bir çok kişi bedel ödedi, ben de bunun bir parçasıyım. Mesela İlker Işık arkadaşımız günde iki kere gözaltına alınıyor, hatta bazı arkadaşlarımızın üç kere alındığı oldu ve çok işkence gördü arkadaşlarımız. Bu anlamda “direniş anıtı” diyeceksek Yüksel Direnişçilerinin tamamına demeliyiz. Ben burada bunun bir parçasıyım sadece. Ama sembol olmaktan memnunum. Neden? Çünkü bazen semboller kitlelere durumu anlatmakta daha kolaylık sağlar ve daha iyi anlatabilirler. Ben sembol olmayı bir avantaj olarak görüyorum; kitlelere Nuriye ve Semih’i ve Yüksel Direnişi’ni  anlatmak için bir araç olarak görüyorum ve bu yüzden biz hep beraber, hep birlikte direniş anıtıyız.

Yön: AİHM bir kez daha OHAL Komisyonu'nu işaret etti. Sizin bir beklentiniz var mı bu anlamda? AİHM'in tavrını nasıl karşılıyorsunuz?

Veli Saçılık: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni, Sur’un yıkımı ve genel olarak bütün operasyonlar, vekillerin tutuklanması ve benzeri davalarda aldığı tavrı düşünürek artık bir ‘insan hakları’ mahkemesi değil de bir ‘Avrupa Ticaret Mahkemesi’ olarak görüyorum ben. Çünkü AKP ile Avrupa arasındaki ticari kaygılarından dolayı etki altına alınmış ve kararlarını bu yönde veriyor. Hiçbir şekilde hukuki değil, yani bizim yönümüzde karar vermeleri söz konusu değil. Hukuka hiçbir şekilde uymayacak şekilde kararlar veriyor. Benim AİHM’e tavsiyem artık adındaki ‘insan hakları’ bölümünü çıkarsın ve ticaret mahkemesi olarak kendi adını koysun, bu işi de bıraksın diyorum.

Yön: Yüksel'de her gün gözaltılar devam ediyor. Polisin size olan tutumunda bir değişiklik var mı? Nasıl işliyor şu an süreç?

Veli Saçılık: Eylem o kadar uzun sürdü ve polisin o kadar çok taktikleri oldu ki; ilk başta aşırı dayak, işkence etme, dava üstüne dava açma, bazen hiç dokunmayalım bakalım sesleri çıkmaz dediklerinde bizim kitlemizin birdenbire büyümesi ve tekrar saldırmaları. Bazen basına hiç görüntü vermemek için etrafımızı sarıp öyle dövmeleri, ama bazen de tam tersine “şiddeti gösterelim ki herkes korksun” diyerek açıkça fotoğraf vermeleri. Son taktikleriyse bizi aldıklarında 227 lira kişi başı ceza kesmeleri oldu. Yani temel olan 2911 numaralı gösteri ve yürüyüş kanununu kullandılar, sokakta gazla işkenceyi kullandılar, tekmeyle sopayla işkenceyi kullandılar, araç içerisine gaz sıkmayı uyguladılar. Uygulamadıkları hiçbir yöntem kalmadı ama direniş hala orada durmaya devam ediyor. Hatta polislerin  kendileri de “Çok sağlam direndiniz, biz bıktık siz bıkmadınız” diyorlar.

AKP OHAL’SİZ YAPAMAZ DURUMDADIR

Yön: OHAL neden hala devam ediyor sizce? OHAL'e karşı yürütülen mücadelenin eksik bırakılan yönleri ne oldu?

Veli Saçılık: OHAL artık AKP’nin yönetme biçimi. Bunsuz yapamaz hale geldi. Çünkü AKP artık sermaye kesiminin en terörcü örgütü haline gelmiştir. Hatta yasa dışı bir örgüt durumunda şu anda. OHAL’de her türlü yasa dışı şeyi yapabileceği için OHAL devam ediyor. Aslında yasal bir partinin anayasaya, genel hukuka, adalet kurallarına uyması gerekir ama AKP yasal bir parti olmadığı için, yasa dışı davranmak istediği için OHAL’in yasasını da esneterek hukuk sistemini insan haklarını ortadan kaldırmak için kullanıyor ve bunu tıpkı Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi sermayenin yararına kullanıyor: grevleri yasaklayarak , sendikal örgütlenmeleri baskılayarak vb. kendi iktidarını sağlamlaştırmak, seçimleri istediği koşullarda yapmak, istediği kadar baskılamak için. İşte şu an bir çok gazeteci ve milletvekili hapishanede; birçok gazete ve dergi kapatılmış durumda. AKP böyle bir ortamda kendisine meşruiyet alanı yaratmaya çalışıyor. İşte Yüksel Caddesi Direnişi de o meşruiyete atılmış bir çentik, bir çiziktir ve bu çizikten dolayı da bize çok sinirleniyorlar.

OHAL Nuriye ve Semih için çıkarılmadı, OHAL bütün emekçi kitleler için çıkarıldı, dolayısıyla buna itiraz edecek olan da bütün emekçi kitlelerdir. Bugün bütün emekçi kitlelerdeki hareketsizliği de görüyoruz; sendikalardaki ve partilerdeki hareketsizliği de. Kendi alanlarında bir direniş örgütlemek konusunda sorun yaşıyorlar. Genelde de bu sorunları Nuriye ve Semih’in açlık grevi ya da Yüksel Direnişi üzerinden tartışmaya çalışıyorlar. Halbuki Nuriye ve Semih şunu söyledi: “Açlık grevi yapmak ya da Yüksel’de olmak zorunda değilsiniz, ama kendi bulunduğunuz alanları direniş merkezlerine dönüştürmelisiniz, kitleniz yoksa da kendiniz sokağa çıkmalısınız.” Bu fikir doğrudur. Yani ben DİSK’ten, KESK’ten ve siyasi örgütlerden bizim yanımızda olduklarına dai bir irade beyanında bulunmalarını beklerim, en azından. Kitlelerini sokağa çıkarmakta zorlanıyor olabilirler, ama en azından daha aktif dayanışma ve destek sunmak zor olmasa gerek.