Adı var, kendi yok: OHAL Komisyonu

Necati Yılmaz / 01-12-2017

15 Temmuz darbe girişimi, başladığı dakikadan bugüne binlerce cevapsız soru üretmiştir. Bu soruların yanıtlanması Türkiye’nin yakın tarihindeki birçok karanlık alana ışık tutacağı gibi, darbe girişiminin anlaşılması ve bu yaşanmışlık üzerinden demokrasimizi güçlendirecek önlemlerin alınması bakımından yaşamsal öneme sahiptir. Ayrıca bu yanıtlar darbe girişimi üzerinden yapılacak polemiklere imkan vermeyeceği gibi, bu darbeyi kendi emelleri ve ihtiyaçları için kullanma isteğinde olanlara da fırsat vermeyecektir. Belirtilen ve bunların da ötesinde sebeplerle toplumun tamamına yakınının istek ve beklentilerine kayıtsız kalamayan iktidar, Darbe Girişimi Araştırma Komisyonu’nun kurulmasını isteksiz de olsa kabul etmek durumunda kalmıştır.

AKP’nin isteksiz bir şekilde kurulmasına razı olduğu Araştırma Komisyonu, öngörülen kaygıları haksız çıkarmamış, oluşturulurken belirlenen amaçları sağlamaktan çok uzak bir tutum sergilemiştir.

Darbe Araştırma Komisyonu’na partimiz tarafından verilen muhalefet şerhinde detaylı bir şekilde açıklandığı üzere, bu komisyon darbeyi araştırmak yerine, tam tersine darbe girişiminin üzerinde oluşan soruların önünü kesmek işleviyle çalışmıştır. İş bu yazımızda bahsi geçen muhalefet şerhimizdeki usulsüzlüklere ve amaç dışılıklara özetlenerek yer verilmiştir.

Komisyonun çalışmaları bilerek geciktirildi

Komisyon çalışmaları bilerek geciktirilmiştir. Büyük beklentilerle 26 Temmuz 2016’da kurulan Araştırma Komisyonu, ilk toplantısını 4 Ekim 2016 günü yaparak kuruluşundan 70 gün sonra, araştırdığı darbe girişiminden ise 80 gün sonra çalışmalarına başlayabilmiştir. Bunda dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile AKP’li yöneticilerin açıklamaları etkili olmuştur.

Bakan Bozdağ, 26 Temmuz 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda “Bir yandan yargıda devam eden bir süreç var, o devam edecek, o pek çok hakikati eminim ki ortaya çıkaracaktır. Ama bu devam ederken Meclis’imizin millet adına konuya vaziyet etmesi, bu konuyu enine boyuna araştırması da son derece önemli” açıklamasında bulunmuştur. Bu beyanlardan anlaşılan gerçeğin araştırılması ve açığa çıkarılması heyecanı, yerini hızla AKP’de yükselen kaygılara bırakmıştır.

AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan ise 3 Ağustos 2016 tarihinde bu kaygıları doğrular biçimde, “Bizde de çok sayıda milletvekili arkadaşımız görev almayı talep etti. Biz de olumlu karşılıyoruz. Adli soruşturma devam ediyor, ifadeler alınmadan, Meclis’in bu konuda adım atması makul olmayacağı kanaatindeyiz” açıklamasında bulunmuştur.

Komisyonun kuruluşu meselesinde ipi koparan ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya dönüşü uçakta yaptığı ve 11 Ağustos 2016 tarihli gazetelerde yer alan “Komisyonlardan pek bir şey çıkacağına inanmıyorum” açıklaması olmuştur.

Cumhurbaşkanı’nın bu açıklaması, TBMM Genel Kurulu’nda oluşan uzlaşının yarım kaldığı ve izleyen sürece yansımadığını göstermiştir. Tüm bu açıklamalardan sonra komisyonun gerçekleri ortaya çıkaracağı beklentilerinin yerini umutsuzluk almıştır. Komisyonun çalışmalarını bir anlamda etkisizleştiren ve fiilen komisyonu sona erdiren süreç bizzat Cumhurbaşkanı’nın AKP grubuna müdahalesi ile olmuştur. O hafta da TBMM açık olmasına rağmen AKP komisyon üyelerini bildirmediği için Komisyonun fiilen göreve başlaması mümkün olmamıştır.

AKP’li üyelerin FETÖ ile olan geçmişleri şaibe yarattı

AKP’nin Komisyon’a atadığı üyelerin FETÖ ile olan geçmişleri, Komisyon’u tartışmalı ve şaibeli bir duruma düşürmüştür. AKP yönetiminin 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonu’na verdiği üyelerin bazılarını geçmişte Fethullah Gülen’le yakın ilişkisi ve açık desteği olan milletvekilleri arasından seçmiş olması, kamuoyunun Komisyon’a olan inancını tamamen sarsmıştır.

Özellikle AKP’nin kendi rolünü “aldatıldık”, “kandırıldık” diye açıkladığı, herkesin FETÖ’nün ortaklığıyla organize edildiğini bildiği Ergenekon, Balyoz gibi kumpas davalarını zamanında öven, arka çıkan ve Fethullah Gülen’e övgüler düzen Reşat Petek’in Komisyon’a üye olması ve akabinde de Komisyon Başkanı yapılması, Komisyon’un çalışmalarını baştan sakat duruma düşürmüştür.

Birkaç yıl öncesine kadar televizyonlarda Gülen Cemaati’ni ve kumpas davalarını öven konuşmalarıyla dikkat çeken Petek’in, Fethullah Gülen Cemaati’nin gerçekleştirdiği bir darbe girişimini araştıracak komisyona üye ve hatta başkan olması kamuoyunda en çok eleştirilen husus olmuştur.

Başkanlık Divanı’nda AKP dışında kimseye yer verilmedi

Muhalefetin, ısrarlı taleplerine rağmen, Darbe Araştırma Komisyonu’nun yönetimine ilişkin seçimlerde Başkanlık Divanı’nda AKP’li üyeler dışında kimseye yer verilmemiştir. 4 Ekim 2016 tarihli Komisyon toplantısında tam tutanak dahi tutulmamıştır. Komisyon’un CHP’li, MHP’li ve HDP’li üyeleri ısrarla Komisyon Başkanlık Divanı’nda görev almak istediklerini, böylece Komisyon’un kuruluş ruhuna uygun olarak milletimize birlik ve beraberlik mesajı verileceğini dile getirmelerine karşın AKP’li üyeler ikna edilememişlerdir. Komisyonun AKP’li üyelerinin bu tutumunun asıl nedeni Komisyon Raporu ortaya çıktığında anlaşılmıştır.

Komisyon’un ilk toplantısında alınan kararla, TBMM İçtüzüğü’nün komisyonların işleyişine ilişkin hükümlerine aykırı olarak, Komisyon’un yetkileri AKP’li üyelerin sayısal çoğunluğu ile tamamı AKP’li olan Komisyon Başkanlığı’na devredilmiştir. Bu da CHP’li Komisyon üyeleri tarafından tutanaklara geçirilmiştir.

Komisyon’un oylama yoluyla karar vermesi gereken hususlarda dahi yetki peşinen kamuoyunda tereddüt yaratan Reşat Petek’e verilmiştir. Komisyon Başkanlığı’na en başından böyle bir yetkinin verilmesi İçtüzüğün 105. maddesine aykırı olmuş ve bu durumda Komisyon’un Anayasal yetkileri de sakatlanmıştır. Daha sonraki toplantılarda, CHP’li komisyon üyelerinin verdiği Hakan Fidan, Hulusi Akar gibi isimlerin Komisyon’a mutlaka çağırılması konusundaki önergeler ısrarla oylamaya dahi tabii tutulmamıştır.

İçtüzüğe aykırı bir şekilde bir dönem Gülen Cemaati diye adlandırılan FETÖ’ye yakınlığı ile bilinen Reşat Petek ve AKP’li üyeler, Komisyon çalışmalarının sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve bütün gerçeklerin ortaya çıkarılmasını önlemek için her türlü engeli yaratmışlardır. Araştırma Komisyonu’nun AKP dışındaki üyelerinin yürütülen çalışmalara hakim olmaları engellenmiş, süreç tamamen AKP tarafından kontrol altında tutulmuş ve en sonunda da AKP’ye en az “zararı” verecek şekilde bir rapor kaleme alınmıştır.

Çalışmalar kamuoyundan da gizlendi

Komisyon’un 4 Ekim 2016 tarihli ilk toplantıda aldığı kararlardan birisi, “Komisyonun uygun gördüğü çalışmalarını kamuoyuna duyurabilmek amacıyla internet sitesi kurulmasına ve e-posta adresi alınmasına” ilişkindir. Ancak ne internet sitesi ne de bir e-posta adresi alınarak vatandaşların Komisyon’a hızlı erişiminin yolu açılmıştır. Komisyon çalışmaları kamuoyundan gizlenerek yürütülmüştür.

Darbe Araştırma Komisyonu’nun çalışmalarının kamuoyu tarafından anlık olarak izlenebilmesinin çok önemli olduğu tarafımızca sürekli dile getirilmiştir. Komisyon’un işlevi düşünüldüğünde de kamuoyunun çalışmaları izlemesinin önemi tartışılmazdır.

Komisyon’un ilk toplantısında AKP’li üyelerin çoğunluk oyuyla basın mensupları toplantı salonundan çıkarılmıştır. Böylelikle yurttaşların Komisyon toplantılarını izlemesi de engellenmiştir. Bazı üyeler bu süreçte periskop yayını yapmak istemiş, bu da Komisyon tarafından engellenmiştir. Tüm bunlar dikkate alındığında Komisyon’un milletten gizli çalıştırıldığını söylemek abartı olmayacaktır.

Komisyon 15 Temmuz hain darbe girişimindeki gerçeklerin ortaya çıkması açısından önemli olan kişileri dinleme taleplerini de dikkate almamıştır. Komisyon’un amacını yerine getirebilmesi için mutlaka dinlenmesi gereken kişilerin başında Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Başbakanlık MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Başbakan Binali Yıldırım ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yer almıştır. AKP’li üyeler başlangıçta bu taleplere karşı çıkmayıp, hatta kendi listelerinde MİT Müsteşarını dinlenecekler arasında göstermişlerdir.

Eski Genelkurmay Başkanları ve eski MİT Müsteşarı Emre Taner’in açıklamalarından rahatsız olan AKP’li Komisyon Üyeleri, Komisyon çalışmalarının verimliliğini düşürecek şekilde bir tutum takınmıştır. Komisyon’da dinlenecek isimleri belirleme yetkisi, TBMM İçtüzüğü’ne aykırı olarak Komisyon Başkanlığı’na verilmiş olduğu için dinlenmesi önerilen isimler için oylama dahi yapılmamıştır. Sonuç olarak, Darbe Araştırma Komisyonu üyeleri Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı tarafından doğrudan bilgilendirilmemiş, Başbakan ve Cumhurbaşkanı da Komisyon’u kabul edip bildiklerini paylaşmayarak gerçeklerin ortaya çıkması engellenmiştir.

Eski MİT Müsteşarı Emre Taner’in dinlenmesinden sonra her gelen konuşmacının Cemaat’in Türkiye’yi sarmasında AKP’nin rolü konusunda daha fazla somut bilgi vermesinden rahatsızlık duyulduğu açıktır ki, Komisyon’a gelen konuşmacıların bu yöndeki beyanlarından hiçbirisi AKP’nin hazırladığı Taslak Rapor’da yer almamıştır.

Komisyon’da AKP’nin ortaya çıkmasından çekindiği iki önemli konu bulunmaktadır;

15 Temmuz’a giden yolda AKP hükümetinin “ihmali” ile yüzlerce insanın hayatını kaybetmesi ve yaralanması.

Darbeyi yapan FETÖ’cülerin devletin en önemli kademelerine ve orduya sızmasında AKP’nin oynadığı rol.

Komisyon süreci, hem usul hem de esas bakımından bilinçli olarak AKP tarafından manipüle edilmeye çalışılmış, önergelerin birleştirilmesi dışında CHP’nin darbe girişimini aydınlatmaya, siyasi ve siyasi olmayan sorumluların açığa çıkarılmasına dair önerileri kasten yerine getirilmemiştir. Komisyon çalışmalarının kuruluşundaki beklentileri yansıtması AKP tarafından kasten engellenmiştir.

AKP’nin tespit ettiği uzmanlarca hazırlanan ve dağıtılan Taslak Rapor’da darbenin öngörülebilir, önlenebilir hususlarına dair hiçbir araştırma ve beyana yer verilmemiştir. Raporun oluşma süreci muhalefet partilerinden gizlenmiştir. Tüm bunlar, bir kez daha Komisyon’un çalışmalarına yön veren amacın gerçeğin açığa çıkarılması ve sorumluların bulunması olmadığını göstermiştir.

15 Temmuz süreci aydınlanmadı

AKP tarafından yazılan Komisyon raporunda, sürecin nasıl işlediği ortaya çıkarılamamış, kimlerin ne tür roller üstlendikleri netlik kazanmamıştır. Türkiye’yi 15 Temmuz’a taşıyan süreç aydınlanmamış, 15 Temmuz sonrası için demokratik ve hukuki bir yol haritası ortaya konulamamıştır.

Böylelikle darbe fırsatçılığı yapılarak, bu hain darbe girişimi “Allah’ın bir lütfu” olarak görülüp, gerçekleştirilen sivil darbeye bir meşruiyet yaratılmak istenmiştir. Darbe girişimini fırsata çeviren AKP, 20 Temmuz sivil darbesi ile OHAL ilan ederek, ülkeyi, darbe girişimi ilan edilseydi hangi koşularda yönetecekse, benzer koşullarda yönetme imkanına kavuşmuştur.

Recep Tayyip Erdoğan, düşlediği tek adam rejimine OHAL koşullarında ulaşmıştır. Bu arada olağan dönemde de uygulanacak olan tek adam rejiminin anayasal alt yapısı OHAL’in baskı ve hukuksuzluk ortamında yapılan referandum ile sağlanmıştır.