Otoriter ve gerici bir kültürel hegemonya inşa ediliyor

Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhcu / 01-12-2017

Cumhuriyet’in simgesi, Taksim Meydanı’nın anıtsal yapılarından Atatürk Kültür Merkezi, Erdoğan’ın açıkladığı “yeni proje” kapsamında yıkılacak. Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhcu, cumhuriyetle hesaplaşma içinde olan iktidarın AKM’nin yıkımı üzerinden “otoriter ve gerici” bir kültürel hegemonya oluşturmaya çalıştığını belirtti.

Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhcu ile AKM’nin yıkımı projesini ve AKP iktidarının Türkiye’deki ilerici birikime yönelik kindar saldırısını konuştuk.

Yön: Cumhurbaşkanı AKM ile ilgili yeni bir proje açıkladı ve siz Mimarlar Odası olarak bu projeye karşı olduğunuzu belirttiniz. Karşı çıkış noktalarınız nelerdir tam olarak?

Eyüp Muhcu: 2003’den beri ortadan kaldırılmak istenen “Cumhuriyetin simgesi” AKM’nin yıkımını meşrulaştırmak için “yeni proje” bir “Algı Operasyonu” aracı olarak gündeme getiriliyor. Aslında tarihi eserin korunması yerine, yeni yapılacak yapının konuşulmasıyla konu manipüle ediliyor. “yeni proje” üzerinden topluma AKM’nin yıkımı kabul ettirilmek istenirken, anıtsal eserin korunması, yaşatılması ve geleceğe taşınması görevi ve sürecin sorumluları ise unutturulmaya çalışılıyor.

Cumhuriyet döneminin en önemli kültür varlıklarından biri olan Atatürk Kültür Merkezi Türkiye’nin opera binası olarak tasarlanarak öz kaynaklarımızla gerçekleştirilmiş ilk ve tek anıtsal yapıdır. Aynı zamanda kentsel ve tarihi sit alanı olan Taksim Meydanı'nın bütünleyici ve tanımlayıcı yapısal bir öğesi. Uluslararası koruma ilkeleri bakımından AKM’nin simgesel özellik taşıması veya ilk çağdaş opera yapısı olması bile tek başına korunması için yeterli.

AKM “ANITSAL” BİR YAPI OLARAK KORUNMALIDIR!

AKM, bulunduğu Cumhuriyet Meydanı (Taksim) ve İstanbul’la bütünleşmiş, toplumsal bellekte son derece önemli bir yere sahip olan ve “Cumhuriyetin simgesi” nitelemesini hak etmiş bir kültürel yapıdır. Taksim Cumhuriyet Meydanı, Cumhuriyet Anıtı ve alanın devamında bulunan Gezi Parkı ile bütünleşerek tarihî Dolmabahçe Vadisi’ne uzanan AKM, İstanbulluların buluşma noktası ve bir önemli aidiyet referansı özelliğine sahip. Kamusallık fikrinin korunması ve yaşatılmasına önemli bir mekânsal ve simgesel destek sağlamakta. AVM’ler, gökdelenler, portlar vb. özelleştirme destekli mekân örgütlenmeleri ile geriletilen kamusal yaklaşımların yerine, “rant”ın kutsandığı dönemlerde bu tür kültür ve sanat mekânlarının varlığı daha da önemli hale geliyor.

Mimari yapıt olarak yapıldığı dönemin mimari özelliklerini yansıtıyor. “İşlevsellik” ve “yalınlık” tasarım ilkeleri bakımından öncelikli bir durum oluşturuyor. Yapıldığı tarihten itibaren 40 yılı aşkın süredir çağdaş toplumun beklentilerine yanıt vermesi bakımından “süreklilik”, toplumsal olaylarla tartışma konusu olması ile “anı”, fiziki olarak İstanbul’un belleğinin bir parçası olması ile “kimlik” değeri taşıması da yapının önemli nitelikleri arasında.

Bütün bu nedenler AKM’nin aslına uygun olarak korunmasını, yaşatılmasını ve geleceğe taşınmasını zorunlu kılar. Üstelik, bu amaçla hazırlanan ve onaylanarak uygulamaya konan bir restorasyon projesi varken, “yeni proje” ile AKM’nin yıkımını meşrulaştırmak için bahaneler aramak ve algı operasyonları yapmak açık bir hukuksuzluktur. Eğer anıtsal yapı iddia edildiği gibi “çürümüşse” ve yıkılması gerekiyorsa, bu durumda dahi koruma hukukuna göre binanın aslına uygun olarak yeniden yapılması gerekir.

Yön: Bu projeyle birlikte Taksim Yayalaştırma projesi tekrar horlatıldı. Mete-Gümüşsuyu Caddesi üzerinde tüneller inşa edilecek. Bu Taksim ve Gezi'ye dönük yeni bir hamlenin de habercisi olabilir mi?

Eyüp Muhcu: “Taksim Yayalaştırma Projesi” tarihi Taksim Cumhuriyet Meydanı’nın topoğrafya ve fiziksel özelliklerinin bozulması ve başkalaşmasıyla, meydanın özelliklerini kaybetmesiyle sonuçlanabilecek bir girişim. Proje ile meydana açılacak tünellerle yayaların Taksim’e erişimi fiilen engellenecektir. Buna karşın çok sayıda aracın geçişi sağlanacaktır. Yeraltı ve yerüstü tamamen betonlaşırken meydan insansızlaşacaktır. Nitekim, bu nedenlerle projenin durdurulması yönünde bir yargı kararı da bulunuyor. “Yayalaştırma Projesi”, Gezi Parkı’na yapılamayan Topçu Kışlası, meydana cami, AKM’nin yıkılması ve yerine başka bir bina inşa edilmesi, toplamda Taksim Cumhuriyet Meydanı’nı dönüştürmeyi amaçlayan bir projenin parçalarını oluşturmaktadır.

2013 yılında, başlayan bu proje ve uygulamaları toplumsal direniş ve yargı kararları ile durdurulmuştu.  AKM’nin yıkımı ve Yayalaştırma Projelerinin yeniden gündeme getirilmesi ile OHAL koşullarından yararlanılarak meydanın dönüştürülmek istendiği açıkça anlaşılıyor. OHAL’le yürürlüğe konan baskı ve sindirme politikaları ile toplumun kentin meydanlarına, doğa ve kültür değerlerine sahip çıkma çabasının yasaklanması ve hatta hukuki girişimde bulunulmasının engellenmesi amaçlamaktadır. Bizzat Erdoğan tarafından Cumhuriyet'in simgesel değerlerine ve kültürel varlıklarına sahip çıkmak isteyenlerin “terörist” ilan edilmesi ise en küçük bir demokratik tepkiye tahammül edilmek istenmediğinin kanıtı.

OPERA SALONU İLE KONGRE SALONUNU KARIŞTIRMALARI TESADÜF DEĞİL

Yön: Son yıllarda birçok sanat ve kültür mekanı kapandı kapatıldı, Beyoğlu'nda bu anlamıyla çoraklaşan bir yapı var. Şu haliyle AKM için hazırlanan yeni proje ne kadar gerçekçi bu ortamı değiştirmek için? İnandırıcı mı?

Eyüp Muhcu: Yılda yaklaşık iki milyon izleyicinin sanatla buluştuğu AKM’nin, bütün dünyanın gözü önünde 2008 yılından beri tadilat gerekçesiyle kültüre, sanata, sanatçılara ve yurttaşlara kapatılmasının arkasındaki asıl gerekçenin “Cumhuriyetin simgesi” niteliğindeki yapının ortadan kaldırılması olduğunu çok iyi biliyoruz. Nitekim, proje gösterisinde yaptığı konuşmada Erdoğan, “AKM yeniden yapılıyor” şeklinde sunum gerçekleştirilirken dahi, AKM’nin yerine “kendi dönemlerinin” simgesini yapacaklarını açıkça ifade etti.

Gösterisi yapılan projenin hukuki ve yasal dayanakları olmadan, ilgili kamu kuruluşlarından ve toplumdan gizlenerek hazırlanması  ve sonra şapkadan tavşan çıkarır gibi sunulması, projenin niteliği, mimari üretim ve tasarım süreci açısından ciddi bir sorun ve sorular alanı oluşturuyor.

Otoriter bir talimatla “yapı simge olacak!” diye bir düşüncenin mimari tasarım kültürü ve sanatsal açısından bir değeri yok.  AKM, süreç içerisinde simgeleşmiştir. “Simgesel yapı yapma” iddiası bir niyetten başka bir anlam taşımaz. Kaldı ki, toplumun benimsemediği,  çevre ile ilişkisi, estetik ve sanatsal niteliği olmayan yapılar simge değeri kazanamayacağı gibi sıradanlaşmaları ve hatta “kent suçu” olarak anılmaları da söz konusudur. Tasarım kararları talimatlarla yönlendiriliyorsa, özgün bir tasarım ve nitelikli bir mimari yapıt elde edilmesi oldukça zorlaşır. Mesela projede opera salonunun büyüklüğünün, mimari bir araştırmadan ziyade “politik tercih”ten kaynaklandığı anlaşılıyor. Opera, bale, güzel sanatlar vb. alanlarla kamu ilişkisini bugüne kadar reddeden bir anlayışın opera salonu ile kongre salonunu karıştırması tesadüf değil elbet. Yeni yapıda mekan ilişkileri ve işlevlendirmede de sanatçıların gereksinmelerinin çözülmesinin öncelenmediği görülüyor. Bunun yerine bina formu ortasına “kubbe” yerleştirilmesi tasarımın ana unsuru olarak ele alınmış. Gerekli mekan kurgulanmadığı gibi, tanımsız boşluklar da dikkati çekiyor.

AKM’nin yıkılmasından sonra, yerine sunulan projenin yapılmasının hiçbir güvencesi de bulunmuyor. Yıkım gerçekleşmesi halinde iktidarın yeni durumdan da faydalanmak isteyeceğini ve başka bir projeyi gündeme getirmekte bir sakınca görmeyeceğini tahmin etmek zor değil. Bu durumda “yeni projenin” sadece yıkıma aracılık etmesi de söz konusu olabilir. AKM’nin yıkımının gerçekleşmesi halinde yapılabilecekleri anlamak için bir örnek olarak; “mutlak koruma” altındaki Yassıada’nın Menderes’in idamı üzerinden yürütülen bir söylemle “Demokrasi Projesi” adı ile imara açılmasını ve ardından adanın tamamen betonlaşmasını anımsamakta yarar var.

Yön: İktidar uzun süredir Gezi Parkı'na Topçu Kışlası, Taksim Meydanı'na Taksim Camisi gibi projelerle Taksim'e dönük bir müdahale içinde. Bu müdahale veya saldırılar cumhuriyet değerleriyle hesaplaşma mı sizce?

Eyüp Muhcu: Cumhuriyetin simgeleri, kültürel mirası, toplumsal gelişime kaynaklık eden mekanları üzerinden Cumhuriyetle hesaplaşma düşüncesi ile “çarpık ve ilkel” bir tarih anlayışı ülkeye ve toplumumuza dayatılıyor. Bu anlayış doğrultusunda sistemli ve ısrarlı bir şekilde kültür varlıkları ile birlikte kültürün ve sanatın üretildiği mekanlar kıyıma uğratılıyor.

OTOKRATİK REJİMİN SİMGESİ OLACAK

AKM’nin yıkılması ve yerine ticari fonksiyonlarla da desteklenen “otokratik rejim”in bir simgesinin yapılması ve Taksim Cumhuriyet Meydanı üzerinden “otoriter ve gerici” bir kültürel hegemonya oluşturulması kurgulanmaktadır. İktidarın bugüne kadar olan söylem ve uygulamalarından hedefinin Taksim’in “Cumhuriyet, Demokrasi ve Emek Meydanı” kimliğine son vermek olduğu görülüyor. Bunun yerine fiilen kurulan “otokratik rejimin” kendi meydanını inşa etmek istiyorlar.

Taksim katledilirken hukuk da katlediliyor. Açıkça “anayasal suç” işleniyor!