Gazeteci-yazar Kemal Can İYİ Parti’yi değerlendirdi: Havuza itilmiş bir siyasi organizasyon

Kemal Can / 01-12-2017

(Yön) Türkiye’de düzen siyasetinin dengeleri, son zamanlarda İYİ Parti’nin kuruluşuyla yeniden hareketlendi. Türkiye’nin yakından tanıdığı bir sağcı siyasetçi ve eski bakan olan Meral Akşener liderliğinde devam eden süreç, AKP karşısındaki muhalefet açısından da farklı bağlamlarda tartışma konusu oldu. İYİ Parti’nin resmi kuruluşunu ilan etmesiyle birlikte, bu partinin değerlendirilmesi gerekli hale geldi.

İYİ Parti’yi, temsil ettiği düşünsel ve politik kimliği, AKP karşısındaki konumunu, düzenin farklı kesimleriyle ilişkilerini ve AKP karşıtı muhalefet açısından konumunu Türkiye’de sağ ve milliyetçi hareketleri yakından izleyen gazeteci-yazar Kemal Can’la konuştuk. Akşener’in bir politik vizyon ve hedef doğrultusunda çıkış yapmaktan çok şartların zorladığı bir fonksiyonla harekete geçtiğini belirten Can, henüz güvenilir bir taban kazanamamış olan hareketin kadrosu ve vizyonu itibariyle de hala kuruluş sürecinde olduğunu ifade ediyor. Can, Erdoğan’ın Akşener ve İYİ Parti’yi şimdilik açıkça karşıya almak yerine önemsizleştirmeyi tercih ettiğini, Akşener ve İYİ Parti’nin de AKP-MHP tabanına agresif bir biçimde müdahale etmek yerine sürecin ne şekilde ilerleyeceğini izlediklerini ekliyor.

Yön: Son ayların gündeminde Meral Akşener hareketi ve onun partileşmesi üst sıralarda yer aldı. Hatta MHP kongresine yapılan hukuki müdahaleler, AKP’nin Akşener’in hareketini zayıflatmak ve MHP’yi ele geçirmesine engel olmak hedefinde olduğu şeklinde yorumlandı. Aynı zamanda geçmişte bakanlık da yapmış bir siyasetçi olarak Akşener’in son dönemdeki çıkışını nereye oturtmak gerekiyor?

Kemal Can: Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin il başkanları toplantısında, "bu ülkeye muhalefet de lazım, birini biz kurtardık" diyerek MHP kongre sürecine müdahale ettiklerini açıkça söylemiş oldu. MHP'de olağanüstü kongre isteyen muhalefetin çabaları yargı engeline takılmış ve partiden ihraçlarıyla sonuçlanmıştı. Dolayısıyla, MHP'nin iktidar bloğuna dahil olması/edilmesiyle partinin Bahçeli'nin elinde kalması arasında doğrudan bir ilişki var. Bu süreç 7 Haziran 2015 seçimi ertesinde açık biçimde işlemeye başlamıştı, Akşener bu konjonktürde biraz şartların onu itmesiyle muhalefetin adaylarından biri olarak ortaya çıktı. Kamuoyundaki popülaritesi onu diğer adayların çok önüne geçirdi. İktidara sağdan muhalefet konusunda ortaya çıkan boşluk ve 16 Nisan referandumunda “Hayır” bloku içindeki etkili pozisyonu MHP'den daha geniş bir çevreyi etkiledi. Söylemek istediğim, Akşener'in bir politik vizyon ve hedef doğrultusundaki çıkışından çok, şartların zorladığı bir fonksiyonu sırtlanmış olduğu.

SEÇMEN KİTLESİ GÜVENİLİR BİR TOPLUMSAL TABANA DÖNÜŞMEDİ HENÜZ

Yön: Akşener’in etrafında toplanan kadroyu nasıl tanımlarsınız? Aralarında MHP’nin ve ülkücü hareketin tanınan simaları da var, öte yandan merkez sağın gediklisi denebilecek isimler de. Bu bileşim bir homojen program etrafında mı oldu, yoksa bir tür ittifak mı söz konusu?

Kemal Can: Önceki sorunun cevabındaki "şartlar" meselesinden devam edersek, Akşener etrafındaki ekibin de çok hazırlanmış bir sürecin eseri olduğu olduğunu söylemek zor. Akşener etrafındaki ekip, MHP'den ayrılanların ağırlığına rağmen fazla toplama ve karma bir ekip. Hatta MHP'den ayrılanların da birbirine çok benzediği, birlikte hareket etme konusunda sorunsuz olduğu söylenemez. Örneğin daha önce her biri MHP'de Genel Başkan adayı olmuş İYİ Parti Genel Başkan Yardımcıları Koray Aydın, Ümit Özdağ ve Musavvat Dervişoğlu, MHP içinde de aynı ekip olarak tarif olunamayacak isimler. Partiye geç katılmış (MHP'yi kastediyorum) ve gelenekten gelmeyen bazı isimler ile transferlerin de uyumlu bir takım oluşturduğunu söylemek zor.  Bütün bunlara merkez sağdan, merkez sağ gelenekten olup CHP'de politika yapmış isimlerden, siyasete yeni heves etmiş amatörlerden, bazı teknokrat ve bürokratlardan oluşan karma bir grup eşlik ediyor. Dolayısıyla, homojen bir program etrafında buluşmuş uyumlu bir kadrodan bahsetmek zor. Henüz kuralları ve yol haritası belirlenmiş bir koalisyon olduğunu söylemek de kolay değil. Çünkü, bildiğimiz nedenlerle hızlı hareket etmeye zorlanmış ve aslında havuza itilmiş bir siyasi organizasyondan bahsediyoruz. Bazı şeyler mecburen "kervan yolda" mantığına bırakılmış gibi.

Yön: Geçtiğimiz haftalar itibariyle artık İYİ Parti adı tescillendi ve siyaset sahnesinde yerini aldı. Akşener’in ilk günlerdeki gösterileri de hem milliyetçi hem muhafazakar bir söylem tutturacaklarını simgelemiş oldu. Ancak bu durumda da AKP ve MHP’nin yanında bir üçüncü parti olarak nasıl yer bulacağı bir soru işareti. İYİ Parti bugünkü Türkiye siyaseti tablosunda kendisine özgü bir yer bulabilecek mi?

Kemal Can: Türkiye'de genel siyasi tablonun "sağ" tarafında çok uzun bir süredir AKP'nin kesin hegemonyasının yarattığı kalıcı bir bozulma yaşanıyor. Merkez sağın çökmesiyle birlikte başlayan denge sorunları, son olarak MHP'nin de iktidar blokuna dahil olmasıyla iyice belirginleşti. Sağ seçmen blokunun içinde ideolojik, sınıfsal ve kimliksel bazı nedenlerle iktidarla problemi olan ve kendisi için bir temsil adresi bulamayan gruplar olduğu görülüyor. Ancak bu potansiyel, yönünü ve tercihini ortaya koyacak biçimde "hazır bir taban" haline gelmiş değil. Daha çok seçimler öncesinde büyük rakamlara ulaşan kararsızlar kategorisinde yer alan, yönünü kaybetmiş ve bulmakta zorlanan dağınık ve kafası karışık bir kitle. İYİ Parti hem söylemi, hem gösterilen ilgi, hem de ilk kamuoyu yoklamalarına göre ağırlıkla bu alana yerleşiyor görünüyor. Fakat, bu alan yüksek oranda bir potansiyel halinde duruyor olmasına rağmen "güvenilir" bir toplumsal taban haline gelmedi henüz. İyi Parti'nin kuvvetli ayağı milliyetçilikte olmak üzere, laik-seküler sağ seçmeni ve ulusalcı hassasiyetleri de toparlayarak, AKP'yi merkezden sağa doğru iterek kendisine bir yer açıp açamayacağı henüz cevaplanması zor bir soru.

İYİ PARTİ’NİN GÜVENİLİR BİR YATIRIM ARACI OLUP OLMADIĞINA KARAR VERİLMEDİ

Yön: AKP ve Erdoğan iktidarı ile ABD arasındaki gerginlikler yükseldikçe, dış güçlerin ülkeye karşı yeni bir komploya giriştiği söylemi de yeniden ısıtılıyor. Görünüşe göre, İYİ Parti’ye karşı geliştirilecek eleştiride de başta gelen noktalardan biri bu olacak. Gerçekten de İYİ Parti ABD’nin veyahut dış güçlerin AKP’yi ve Erdoğan’ı yıpratmak, düşürmek için tasarladığı bir oluşum olarak görülebilir mi?

Kemal Can: İktidar, özellikle Zarrap davasını da öne sürerek Türkiye'nin ciddi bir dış tehdit altında olduğunu söyleyerek kendisine yönelen tepkilere karşı bir "milli kalkan" imal etmeye çalışıyor. Dolayısıyla, içeride de başta muhalefet partileri olmak üzere çeşitli çevreler dış güçlerin işbirlikçisi veya onlara yarayacak işler yapan odaklar olmakla suçlanıyor. Elbette, İYİ Parti de bu konuda hedefe konulacaklardan olabilir. Ancak, AKP ve özellikle Erdoğan şimdilik İYİ Parti hakkında konuşmayarak bir "önemsizleştirme" stratejisini daha çok tercih ediyor görünüyor. Bu yüzden, bu konudaki suçlamaları fazlaca dillendirmiyor. Fakat, olayın doğrudan veya dolaylı biçimde gündeme gelebileceği fikri diğer muhalefet partilerini, özellikle CHP'yi etkilediği gibi, Akşener'i de etkiliyor. Geçtiğimiz günlerde, "Erdoğan'ı dışarıda dövdürmem" demiş olması da bunun göstergesi. Bu vesileyle, dış aktörlerin Türkiye'deki siyasi oluşumlar konusunda çok doğrudan girişimler yerine, mevcut trendleri izleyerek "yararlı" buldukları potansiyellere yatırım yaptıkları fikrine yakın olduğumu söylemeliyim. Bu açıdan en çarpıcı örnek de AKP'dir. "İYİ Parti yeni bir alternatif yatırım aracı haline geldi mi?" diye sorulursa, henüz izlendiğini söylemek daha doğru. 

Yön: İYİ Parti’nin cemaatle ilişkileri de bir başka tartışma konusu. Bu açıdan bakıldığında, İYİ Parti ile Gülen Cemaati arasında bir ilişkiden söz etmek mümkün mü?

Kemal Can: Bu mesele, partisinde muhalefet yükselmeye başladığı sırada Devlet Bahçeli tarafından gündeme getirilmişti. Olağanüstü kongre talebi ortaya çıktığında, Bahçeli özellikle Akşener'i işaret ederek "cemaat komplosu" suçlamasını sık sık kullandı. Dönemin en kolay ve en "işe yarar" ithamı olan cemaat ilişkisi meselesi özellikle 15 Temmuz Darbesi sonrasında epey etkili oldu, Akşener hareketinin hızını önemli ölçüde azalttı. Bazı soruşturmalara Akşener ekibinin dahil edilmesi girişimleri de gündeme gelmişti. Fakat, hem bu iddiaların somut kanıtlara dönüştürülmemesi, hem de MHP'den kopan muhalefetin 16 Nisan referandumundaki performansı ile bu suçlamaların yarattığı baskının hafiflediği söylenebilir. 40 yılı aşkın bir süre başta siyaset olmak üzere, her alanda açık ve gizli örgütlenme faaliyeti yürütmüş bir yapının temas ettiği, ilişki kurduğu veya değdiği alanların sınırını çizmek son derece zor. Fakat, İYİ Parti'nin mevcut üst kadrosu açısından çok açık, belirgin cemaat ilişkisini düşündürecek somut veriler de mevcut değil. Akşener de, bu konuda çok yüksek perdeden meydan okumayı sürdürüyor.

Yön: Aynı soruyu, bu defa başka bir özne açısından soralım: Türkiye sermaye çevrelerinde İYİ Parti’ye yaklaşım nedir, bunu ölçecek veriler oluştu mu sizce?

Kemal Can: Sermayenin de, tıpkı dış güç odakları gibi, özel olarak bir siyasi dinamik üretmek veya kurmak yerine trendleri takip ederek potansiyel vaadeden seçeneklere yatırım yapmak, destek vermek veya rezervde tutmak gibi bir yol izlediklerini düşünüyorum. Dış aktörler de sermaye çevreleri de, mevcut iktidar kombinasyonunda avantajlı bir durumda olsalar bile, sınırlı seçenek halinden tedirgin oluyorlar, alternatiflerini çoğaltmak istiyorlar. Mevcut durumdan çıkarları zarar görenler ise alternatif potansiyeli olan gelişmelere daha fazla dikkat kesiliyor. İYİ Parti bu açılardan dikkatli bir izlenme döneminde gibi. Çeşitli çevreler, İYİ Parti'nin ürettiği potansiyeli ve bu potansiyeli değerlendirebilme yeteneğini yakından takip etmeye çalışıyor. Henüz güçlü ve açık bir destek oluştuğunu söyleyecek verilere sahip değiliz. İYİ Parti'nin bir muhalefet partisi seçeneği olarak mı, AKP'yi geriletebilecek yeni bir iktidar alternatifi olarak mı değerlendirilmesi gerektiğine dair karar hala verilmedi galiba.

İYİ PARTİ SEÇMENE İKTİDAR KAPISI GÖSTEREBİLMEKTEN UZAK GÖRÜNÜYOR

Yön: İYİ Parti ile birlikte AKP karşıtı muhalefetin tek bir merkezde toplanacağını ileri sürenler oluyor. Sizce Akşener’in liderliğinde bir AKP karşıtı mücadele mümkün olur mu?

Kemal Can: İYİ Parti'nin mevcut performansı ve çeşitli araştırmalardan görünen sonuçlar dikkate alındığında henüz AKP oy tabanı üzerinde önemli bir etki yaratamadığı izleniyor. İYİ Parti'nin tutunduğu alan hala ağırlıklı olarak muhalefet bloğunun yerleştiği bölgede. Çoğunlukla kararsızlar, MHP'den kopan önemli bir parça ve CHP'den gelen bir kısım oy. AKP tabanından alabildiği destek şimdilik çok sınırlı duruyor. Açıkcası, kadrosu, programı ve söylemiyle bu alana agresif bir atak yaptığını, mevcut haliyle AKP tabanında bir çözülmeyi zorlayacak bir görüntü verdiğini de düşünmüyorum. Şimdilik, başka etkenler dolayısıyla eğer AKP tabanında bir çözülme olursa buradan kopacak seçmen için öncelikli seçenek olarak bekleme niyetinde gibi. Bunun siyaseten bir karşılığı elbette olabilir, beklenmedik biçimde çok ciddi bir imkan da yakalayabilirler ama her durumda bu pasif bir pozisyondur. Bu anlamda da, bir muhalefet liderliği iddiasından ve olasılığından bahsetmek şimdilik pek mümkün değil. Ancak her şeye rağmen AKP ve MHP'nin kurduğu iktidar koalisyonunun sağ seçmen bloğuna tamamen hakim olmasını engelleyecek bir baraj olması, bu alanın tamamen boş bırakılmamasını sağlaması genel siyasi dengede önemli bir rol. Çeşitli, muhalefet ittifakları için de önemli bir partner olabileceğini düşündürüyor.

Yön: Sürecin nasıl ilerleyeceğini tahmin edebilir miyiz? İYİ Parti Türkiye siyasetinde güçlü ve etkili bir odak olacak, hatta AKP’yi yıpratıp tehdit edecek bir güce kavuşacak mı, yoksa gelip geçici bir dalga gibi bir süre sonra geriye düşüp unutulacak mı?

Kemal Can: İYİ Parti'nin güçlü bir sağ parti olarak pozisyon edinmesi ve siyaseten kalıcı olması, iktidar alternatifi olabileceğini göstermesiyle mümkün. Elbette, sağ blok içinde etkinlik kazanması da AKP oylarını tehdit eder hale gelmesine bağlı. MHP ile "milliyetçilik yarışına" girmeye kalkmayıp daha merkeze yaslanan bir zemini hedeflemek, mevcut dengeler açısından hem akıllıca, hem de aslında bir zorunluluk. Ama üzerinde durulmaya çalışılan alan çok kaygan ve sınırları belirgin bir tabana dayanmıyor, ideolojik güvencelerden de uzak. Dolayısıyla, artık varolmayan merkez sağ seçmen tabanını temsil etme iddiası yetersiz, aynı zamanda bu tabanı yeniden inşa etmek zorunda. O tabanı yeniden oluşturmak da yetmiyor, o alanda en etkili politik aktör olmak, o tabanın ihtiyaç ve beklentilerini karşılayacak bir parti haline gelmek gerek. Açıkçası bunlar da çok kolay değil. Türkiye siyasetinde merkez sağ partilerin en önemli rolü, çeşitli politik temsil arayışlarına bir uzlaşma zemininde iktidar olabilme veya iktidara yakın durabilme imkanı sağlamasıydı. Dolayısıyla, yeniden bir merkez sağ taban ve onun üzerinde yükselen bir parti yaratmanın olmazsa olmaz koşulu, seçmene iktidar kapısını gösterebilmesidir. İYİ Parti, kadrosu, programı ve söylemiyle şimdilik bunu karşılamaktan biraz uzak. Ancak bütün bunların yanında, başta ekonomi ve dış politika krizleri dolayısıyla AKP iktidarının ciddi bir sıkıntıya girmesi, işaretleri giderek belirginleşen iç krizinin iyice derinleşmesi gibi nedenlerle seçmenin desteğinde önemli bir çözülme başlarsa, İYİ Parti hiç beklenmedik bir fırsatı önünde de bulabilir. Şartların yarattığı bir hareket, şartların rüzgarıyla yükselebilir.